Thursday

Uzaktan Koca Kumandası


ÇOk güldüm.
Evli arkadaşlar sizlerin var mı böle bir kumandası? Varsa işe yarıyormu ?
Yoksa pazarlamacının teki bize satıp geçmenin planlarını mı yapıyor ?
Hani bekarız ya . Çeyizinizde bulunsun babından..

Bir kez daha

Çok okudunuz biliyorum bu ve bunun benzeri hikayeleri. Bir kez daha okuyun. Hatırlamak iyidir unutmamak için.

"Bir gün New-York'ta bir grup is arkadasi,yemek molasinda disariya çikar. Gruptan biri, Kizilderili'dir. YOldayürürken insan kalabaligi, siren sesleri, yoldaki is makinelerinin çikardigi gürültü ve korna sesleri arasinda ilerlerken, Kizilderili, kulagina circirböcegi sesinin geldigini söyleyerek circir aramaya baslar. Arkadaslari, bukadar gürültünün arasinda bu sesi duyamayacagini, kendisinin öyle zannettigini söyleyip yollarina devam eder. Aralarindan birtanesi inanmasa da, onunla aramaya devam eder.Kizilderili, yolun karsi tarafina dogruyürür, arkadasi da onu takip eder. Binalarin arasindaki bir tutam yesilligin arasinda gerçekten bir circir böcegi bulurlar. Arkadasi,Kizilderili'ye: "Senin insanüstügüçlerin var. Bu sesi nasil duydun?" diyesorar. Kizilderili ise; bu sesi duymak için insanüstü güçlere sahip olmaya gerek olmadigini söyleyerek, arkadasina kendisini takip etmesini söyler.Kaldirima geçerler ve Kizilderili cebinden çikardigi bozuk parayi kaldirimdayuvarlar. Birçok insan, bozuk para sesini duyunca sesin geldigi tarafa bakarak, onun ceplerinden Düsüp düsmedigini kontrol eder. Kizilderili,arkadasina dönerek: "Önemli olan, nelere deger verdigin ve neleriönemsedigindir. Her seyi ona göre duyar, görür ve hissedersin."der.

Gökyüzüne bakıp kuşları, kırlara gidip çiçekleri,çocuklara bakıp saflıklarını, ağaçlara bakıp dallarını, yapraklarını, hayvanlara bakıp doğallıklarını ,insanlara bakıp güzelliklerini algılayın.

Algıladığınız yalnız para sesi olmasın

Birazda Matematik





IS KADINININ CINNET ANI

Oyle degil iste. Istiyor. Insan herseyi istiyor.
Hem de ayni anda... Nedir bu hersey?
Yaptigin isi, iyi yapmaya calisacaksin.
Kafa patlatacaksin.
Uyduruk kaydirik olmamasina ugrasacaksin.
Bu yeterince zor zaten.
Sabah aksam isle yatip kalkman gerekiyor. Ama iste an geliyor, o da insani
kesmiyor. Insan, yatagina is
disinda, baska seyler de almak istiyor!
Ee peki, (asik oldun) oldun diyelim. Sanki bir iliskiyi yürütmek kolay? O
da inanilmaz emek istiyor.
Diyelim ki, iyi gidiyor. Sükrediyorsun. Ama bu sefer ne oluyor?
Iki kisilik bir dünyada Kucuk Prens ve Kucuk Prenses olarak yasamaman
gerekiyor.
Sosyal hayatin da olacak. gideceksin, dostlarinla,
arkadaslarinla vakit gecireceksin. Peki anladik, onu da yaptin. Ama
kendini de beslemen gerekiyor. Ruhunu yani.
Okunacak kitaplar, gezilecek sergiler, izlenecek filmler var.
Ne yazik ki is, ruhla da bitmiyor.
Butun bunlari yaparken bakimli ve guzel olmak icap
ediyor. Ee 30 yasindan sonra da iyi durabilmek için epey bir çaba
gerekiyor.
Spor yapacaksin spor! Yine fedakarlik:
Ya sabahin korunde kalkip bir saat yuruyeceksin ya da is cikisinda herkesi
ekip yuzmeye gideceksin
Ay bitmiyor!
Paran olmasi gerekiyor,
sabrin olmasi gerekiyor,
vaktin olmasi gerekiyor,
berbere gitmen gerekiyor,
dip boya yaptirman gerekiyor,
manikur, pedikur,
sonra aileni ihmal etmemen gerekiyor,
varsa kedinle günde en az bir saat sarmas dolas olman
gerekiyor, onun sagligi, senin sagligin, evin bakimi, onarimi, arabanin
durumu... Ee ne oluyor? Sucluluk ve vicdan azabi içinde kivraniyorsun.
Sürekli bir yerlere yetismeye
calisiyorsun. Beceremiyorsun. Hepsinin altindan kalkmaya calisinca da...
Toptan çuvalliyorsun! Iyi bir
is mi cikardin, patronun "Bugün amma da cirkinsin!" diyor.
Guzel mi gorunuyorsun, bu sefer isinde "low profile" oluyorsun. Evin guzel
mi oldu, ha ha ha parasiz
kaliyorsun. Tam kendini iyi hissediyorsun, bu sefer de
sismanlamaya basladigini farkediyorsun.
Ben kacmak istiyorum!
Ben bu yazi üstüne ciglik atmak istiyorum.
AAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAA...

Monday

En büyüğü 10 yaşında olan bir grup akıllı bıdığa "Sence aşk

En büyüğü 10 yaşında olan bir grup akıllı bıdığa "Sence aşk
nedir?" diye sormuşlar. Alınan cevaplar, internette hızla
dolaşıyor. Cevaplara bakınca anlıyoruz ki, gerçekten çağ atlıyoruz.
çocukluğumuzda bize "Aşk nedir?" diye sorsalar ne cevap verirdik?



Aramızdan cevap verebilen çıkar miydi? Evet, belki kendi aramızda
"Aşk bir sudur iç iç kudur" türünden bir tekerleme yuvarlayıp isin
içinden çıkardık ama aşağıdaki türden yargılara ulaşacak
verimimiz olmadığı gibi, dile getirmeye de utanırdık galiba! Bu arada
unutmadan, cevapların yanındaki yorumlar da e-posta dünyayı
dolaşırken, isimsiz kahramanlarca eklenmiş... İşte cevaplar:



- Aşk, sevgilimizle aramızda bi sürü kötü şey meydana gelmeden
önce hissettiğimiz şeydir. (: ))))))



- Benim anneannem sırtından hasta olmuştu ve eğilemediği için
ayak tırnaklarına oje süremiyordu, dedemin de parmakları hasta
olmasına rağmen anneannemin ayak tırnaklarına hep oje sürüyordu. Bence
aşk budur. (Evet yaaa. evet yaaa)



- Sizin adınız size aşık olan birinin ağzından daha değişik
çıkar, o size adınızı söylediği zaman "benim ne güzel adim var"
diye düşünürsünüz... (Hakikaten! Hiç böyle düşünmemiştim.)



- Aşk birlikte yemeğe gittiğimiz zaman sevgilimizin kendi
kızarmış patateslerini bizim tabağımıza koyması ve bizim tabağımızdan
hiçbir şey almamasıdır. (İşte bu en güzeliydi)



- Aşk, biri sizi ne kadar kırmış olsa da sırf o üzülür diye ona
kötü bir şey söylememektir. (Canımmm, yaa evet öyle, ama...)



- Aşk çok yorgun olduğumuzda bizi gülümseten bir şeydir. (Daha
nasıl anlatılabilir ki?)



- Aşk, annemiz babamıza kahve yaptığı zaman ona götürüp
vermeden önce kendisinin bir yudum içmesi ve tadının çok güzel olduğunu
kontrol etmesidir. (Bir de illa ki de paylaşmaktır)



- Aşk her zaman öpüşmektir... öpüşmekten yorulduğunuz zaman
bile hala birlikte olmak ve çok konuşmak istersiniz. Benim annemle babam
da böyleler. (Allaaam allaaam )



- Aşk, sevgilimiz bir şey söylüyorsa yılbaşı hediyelerini
açmayı bile bırakıp onu dinlemektir. (Simdi ağlıycam ama, bu da ikinci
en güzel tarif)



- 'Senden nefret ediyorum' dediğimiz birine ilerde aşık oluruz.
(Hadiseyi çabuk kavramış :-))



- Aşk sarılmaktır... Aşk öpüşmektir... Aşk "hayır" demektir.
(Bu da çabuk çözmüş :-)))



- Aşk sevgilimizin her şeyini bildikten sonra bile onunla çok iyi
arkadaş olabilmektir. (Cidden ağlıycam.)



- Aşk kocamız çok terliyken ve kötü kokuyorken bile ona "Sen Bruce
Willis'ten daha yakışıklısın" demektir. (Kesinlikleeeeeee)

Hakiki Erkek

Unutma hakiki erkek, yüzlerce erkekten meydana gelir.Zaten bir zaman sonra,yüzlerce erkeğin sana verdiğini, bir erkekten beklemeyecek kadar olgunlaşmış olacaksın sen de... Bir kadının aradığı o bir tek erkek,her zaman için hayali bir varlıktır. Hiç olmamıştır... Her erkekte, aradığın erkeğin yalnızca bir parçasını bulursun. Gerçek bir kadın için, gerçek bir erkek, Allah gibidir, her yerdedir ve hiçbir yerdedir. Ask da budur zaten! Başka bir şey değil. Aramaktan vazgeç demiyorum, bulmaktan vazgeç... Murathan Mungan

Evlilik Neymiş?

pırıl pırıl ütülü giysili, misler gibi parfüm kokulu,
saçları taralı,
dişleri fırçalanmış adamı/kadını sevmek kolaydır. aslında aşk, aynı insanı, sabahın körü uykudan
uyandırdığındaki en
sinirli hali ile de kabul edebilmek, aynı tuvaleti bir
dakika arayla
kullanabilmek, diz yapmış pijamalarla kanapede
yastıklara sarılıp
sızmışken bile şevkatle okşayabilmektir.
buna katlanamayanlar zaten aşık değillerdir.
bu durumda evlilik hoşlandığın insana karşı
olan duygularını
öldürüyor diyebiliriz. zira aşıksan, aynı havayı
solumak bile zevk verir.
hep beraber olmak istersin. banyodan gelen su sesi
bile onun evde
olduğunun işaretidir ve huzur verir.

ütülediğin gömleğin ona ne kadar çok
yakışacağını düşünürsün,
pişirdiğin yemeği
ne çok seveceğini, o bin tane
ayakkabısı dururken
binbirinciyi almaktan mutlu olacak diye, istediğin
gömlekten vazgeçersin.
zamanla, almaktan çok birşeyler vermekten mutlu olduğunu keşfedersin.

eğer evlilikte ikinize yemek pişirecek, dolabı
düzenleyip ütüyü
yapacak bir anne olacak sanılıyorsa, o kadının
saçlarının hiç yağlanmadığı
ve adamın geceleri terlemediği düşünülüyorsa, asla
kavga edilmeyecek ve
lavabo tamir edilirken dahi gülüşüp öpüşülecek
zannediliyorsa zaten
beklenti bir evlilik değil, bir amerikan filmini
yaşamaktır. bu
hayallerle yola çıkıldığında, damat ilk gece gelinin
saçlarından onbin
firkete sökmeye çalıştığında, gelin ise damat
firketeleri çıkaramayıp
-s...m böyle kuaförü- diye söylendiğinde zaten
evlilik sandıkları şey
çatırdamaya başlayacaktır.



evlilik; sadece aşk değildir. evlilik;
ev
arkadaşlığı, kankalık,
sırdaşlık, ortak hesaba sahip mudilik, ayrı kökenlerin
birleşmesi, başı
hatırlanmayan bir akrabalık ilişkisidir.
aşk bu ilişkide tutkuyu sağlar ama zaten tek
başına ayakta tutamaz.

hala canınız sıkıldığında onu değil de
annenizi arıyorsanız, yalan
olmuştur o evlilik.

aşk evlilikte gider gelir. halıya kola
döktüğünde aşk biter, ama o,
halıyı temizleyebilirse gene aşık olunur. o aradaki
sinir evresini
aşabilenler ellinci yıla gelmişlerdir.

tahammül edemeyenler ise ikinci evlilikten
sonra artık evliliğin
yalan olduğuna inanacaklardır.

zafer, direnenlerin olur.

Tuesday

Modern Leylek Hikayesi

Veled, 'Babacim yaa, ben nasil oldum, cok merak ediyorum" diye
israr edince...

Adam, "Nasil olsa bunu bu oglana bi gun annatmak durumunda kalacam,
enyisi mi simdi izah edim, hazir sormusken, kurtuliym gitsin bu isten"
deyi dusunur, icinden...

"Bak evladim, cok eyi dinne, zira bi daha annatmiyacaam: "Anannan
baban, bundan yedi sene evvel, bi 'cyber cafe'de karsilasti.

"Bir iki bakistiktan soona bu 'cyber cafe'nin musait bi yerine
gectiler...

Baban 'memory stick' ile , 'USB' den bi baglanti kurdu...

"Anaciin bu firsati eyi degerlendirerek 'memory stick' den bi kac
'download' endirdi..."

Bu dangalak baban da, bir-iki 'upload' yukledi... Ammaaa, "
...heyecandan

'Firewall' kullanmayi unuttugumuz aklimiza geldiginde is isten
gecmisti...

"Bu raddeden soona da, ne 'delete' edebildik, ne de 'cancel'...

"Sonuc olarak da, ortaya felaket bi 'Virus' cikti, dokuz ay
soona...

"Iste mesele bu kadar basit, benim guzel evladim..."

Geline Baksen


Gelin - kaynana karşı karşıya oturmuşlar... Kaynana;
“-Gelin sen daha yenisin, birbirimizin huyunu suyunu oturup konuşarak anlayalım” demiş...
Gelin de; “Tabii anne konuşalım” demiş...
Kaynana başlamış anlatmaya;
“-Aman kızım benim üç halim vardır dikkat et... Saçıma gül takmışsam; neşeli olurum... Her yola gelirim...
Kulağımın arkasına gül takmışsam havamda olmam... Çok ısrarcı olma...
Eğer ki yakama gül takmışsam sakın etrafımda dolaşma... Çok sinirli olurum...”
Kaynana lafını bitirince gelin başlamış konuşmaya;
“-Anne benim halim malim yoktur... Bacak bacak üstüne atarım, sigaramı yakarım, sen gülü nerene takarsan tak ben keyfime bakarım...

Friday

Bu Adamı Seviyorum

Asıl eksiklik

Asıl eksiklik, eksik olduğumuzu düşünmekti. Asıl eksiklik, çareyi başkasında aramaktı. Hayatın matematiği farklı; iki yarımı toplayınca bir etmiyor.İnsan tek başına mutsuzsa başka biriyle de mutlu olamıyor.



Önce yalnızdık.
9 ay boyunca karanlık bir yerde dışarı çıkmayı bekledik ve dünyaya
ağlayarak geldik. Pişman gibiydik. Ya da mecburen gelmiş gibi. Biraz
büyüdükten sonra, kendimizi bildiğimiz anda, içimizi kemiren, kalbimizi
kurcalayan o tuhaf duyguyu hissettik:




Bir yerde bir eksik var dedik. Korktuk. "Bunun sebebi ne?" diye sorduk
kendimize. Cevabı yapıştırdık: "Demek ki sahip olmadığımız bir şeyler
var.

O yüzden eksiklik hissediyoruz". Peki, neye sahip olmamız gerekiyor?
çocukken "yaşımız küçük" diye düşündük. Her istediğimizi yapamıyoruz.
Kurallar, yasaklar var. Büyüyünce her şey yoluna girecek. Büyüdükçe Bir
şey değişmedi.




Yine huzursuzduk. İçimizden bir ses aynı sözcükleri fısıldıyordu: "Bir
eksik var. Kafamız karıştı. Nasıl kurtulacağız bu iğrenç duygudan? Nasıl
geçecek bu? Aklımıza yeni cevaplar geldi:Okulu bitirince geçecek.
İşe girince geçecek. Para kazanınca geçecek. Tatile gidince geçecek. Okulu bitirdik.

Diploma aldık. İşe girdik. Kartvizit aldık. Çalıştık. Para kazandık. Taşındık.

Araba aldık. Çalıştık. Eve yeni eşyalar aldık. Tatile gittik. Dans ettik. Terfi ettik.

Kartviziti değiştirdik. Daha çok çalıştık. Daha çok para kazandık. Çalıştık. Çalıştık.

Geçmedi."Bir yerde bir eksik var" hissi, hala orada duruyordu. Bu sefer de "Sevgilimiz olunca geçecek" dedik. "Yalnızlığımız sona erince bu illetten kurtulacağız."Beklemeye başladık.

Derken, biri çıktı karşımıza. aşık olduk. Ve anında başka biri olduk.

Daha güçlü, daha güzel,daha akıllı biri. Hesap cüzdanları, kartvizitler,

hatta ilaçlar bile böyle hissetmemizi sağlamamıştı. Sevgilimizin gözlerinde,

daha önce bize verilmemiş kadar büyük sevgi ve hayranlık gördük. Sevgilimizin gözlerinde

Tanrı' yı gördük. Işığı gördük."Tünelin ucundaki ışık bu olmalı" diye düşündük "kurtulduk".

Sonra bir gün, daha dün bize deli gibi aşık olan insan çekip gidiverdi.Ya da artık eskisi gibi

sevmediğini söyledi. Ya da başka birine aşık olduğunu söyledi. Ya da daha kötüsü, başka birine

aşık oldu ama söylemedi. Telefonu açmamasından, elimizi tutmamasından, sevişmemesine bahane bulmak

zorunda kalmamak için biz uyuduktan sonra yatağa gelmesinden anladık, bir terslik olduğunu.

Belki de sevmekten vazgeçen veya terk eden sevgilimiz değildi, bizdik. Fark etmez. Sonuçta aşk bitti.

Şimdi her yer bomboş. Şimdi tekrar yalnızız. Başladığımız yere döndük.Yıllarca uğraştık, eksiğin

ne olduğunu bulamadık. Halbuki her şeyi denedik, her yere baktık. Öyle mi? Bakmadığımız bir yer kaldı.

İçimize bakmadık.



Eksik parçayı dışarı da aradık ama içimizde saklı olabileceğini akıl etmedik. Birilerini sevdik,

birileri bizi sevsin diye uğraştık ama kendimizi sevmedik. Şaşıracak bir şey yok, tabi ki sevmedik.

Kendimizi sevsek bu kadar koşturur muyduk? Canımız yanmasın diye duvarların ardına saklanır mıydık?

Kendimizi boş sanıp doldurmaya uğraşır mıydık? Terk edilmekten korkar mıydık? Asıl eksiklik, eksik

olduğumuzu düşünmekti. Asıl eksiklik, çareyi başkasında aramaktı. Hayatın matematiği farklı; iki

yarımı toplayınca bir etmiyor. İnsan tek başına mutsuzsa başka biriyle de mutlu olamıyor."Herkes beni sevsin" diye uğraşınca kimse gerçekten sevmiyor, herkes sevgisine şart koyuyor, sınır koyuyor.

Oysa "kendime duyduğum sevgi bana yeter" diye düşününce, kendimizi olduğumuz gibi

kabullenince yarım tamamlanıyor. Her şey bir oluyor. İste o zaman perde aralanıyor. Acı diniyor. İste o zaman başka `bir`i bir araya gelerek, hesabın kitabın, korkunun kaygının hüküm sürdüğü sahte bir sevgi yerine, gerçek bir sevgi yaratılabiliyor.


Sonsuz Sevgilerimle.....
CAN DÜNDAR

Thursday

Sizde ki adı nedir?

İster Motivasyon deyin ister gaza gelme

İnsanların hayat hikayelerini dinlemiyi seviyorum. Bazen okumayıda
Abraham lincoln'ün hayat hikayesini her pes ettiğimde yada pes edeceğimi hissettiğimde okurum son bir yıldır elimin altında bir özeti yok. Netten bulup okuyayım dedim. Buldum. Çocuğunun ölümü gibi dramatik olayların bir kısmı eksik burada.

İşini kaybetti,(1832)
yasama meclisine seçilemedi,(1832)
iş hayatında başarısız oldu, (1833)
yasama meclisine seçildi,(1834)
sevgilisi öldü,(1835)
duygusal bunalım geçirdi,(1836)
temsilciler meclisi başkanlığına seçilemedi,(1838)
kongreye aday olmayı başaramadı,(1843)
kongreye seçildi,(1846)
yeniden seçilemedi,(1849)
senatoya giremedi,(1854)
Başkan yardımcılığına aday olmayı başaramadı,(1856)
senatoya yine giremedi,(1858)
ama(1860) yılında Abraham Lincoln A. B. D Başkanı seçildi.

Bilimsel araştırmalarda yapılan çok sayıda hata genellikle başarıya götürürmüş.

Durup dururken nerden çıktı bu.
Geçen gün bir abimi gördüm. 1991 de liseden mezun olduğumda bir mağazada tezgahtar(Janjanlı kelimeler yoktu) olarak çalışıyordum. bu abide bir üst kattaki reyonda reyon şefiydi ve nihayetinde oda tezgahtardı. Bu işten emekli olunabilir miydi? ben üniversiteye giderken çarşıda eşiyle karşılaştım istanbulda bir bankada çalıştığını, kendilerinin burda olduğundan bahsetti. Derken bankaların birinde bu abiyle karşılaştım. bankalar kapanıncaya kadar öyleydi.
sonra vasat denilebilecek iki şirket şimdiyse bir bankanın müdür yardımcılığı :))

Diyeti bıraktım ama pes etmedim. O göbek gidiceek mantığını, mekiği bırakamadım. koşmayı bırakamadım.

Monday

Eh Nihayet Birazda Daliden.

Obez Olmaktan Son Anda Kurtuldum. Diyet ne olaki unuttum ben hatırlamakda istemiyom :)) Nihayetinde blogumu tekrar yazmaya başladım.

Blogumun adından da anlaşılacığı gibi biraz ondan biraz bundan birazda daliden
Daliden yazıcak

Daliden ne yazsın şimdi. Bu gün muaf tuttum kendimi

Hınçal Uluçtan Bir yazı

BENİMİ SEVİYOR YOKSA ONA VERECEBİLECEKLERİMİ Mİ?

Ortaköyde oturuyoruz bir arkadasimla... "Anlayamiyorum" dedi.. "Anlayamiyorum, beni gerçekten sevip sevmedigini.."

Yüzüne baktim.. anlatti... "Biraradayken öyle iyiyiz ki.. Öyle yakin, öyle candan, öyle sevgi dolu ki bana karsi... Sokulusu, dokunusu, bakisi...

Hani vücut dili diye bir sey varsa, bu kiz her hali ile beni sevdigini haykiriyor adeta... Zaten, diliylede söylüyor, sik sik çok sevdigini..."

"Sorun ne öyleyse" der gibi baktim, bir daha gözlerinin ta içine..

"Sorun var mi, onu da bilmiyorum ya... içimden bir ses, bu iste bir eksiklik oldugunu söylüyor bana hep... Geçen gün birden ne fark ettim bilirmisin?"

Sustu bir an... düsünürken, birden farkina vardim ki, bulusmak için bütün tesebbüsler benden geliyor. Ben arayip bir yere davet etmesem, günlerce birbirimizi görmüyoruz. Beni görmek, benimle bulusmak için ondan hiç çaba yok. " Söylemekte tereddüt ettigi sey isin en can alici noktasiydi oysa... "Seviyor mu, sevmiyor mu?" diye papatya fali bakmayi bir yana birakirsaniz, sorunun çözümünü en gerçekci verecek formüldü bu. Sevginin bir tek amaci vardir. Birlikte olmak... Birlikte gidilen yerlerin, birlikte yapilan seylerin hepsi araçtir.. Gerçek sevginin en saglikli, en dogru ölçegidir bu... Birarada olma istegi....

Nerede, nasil oldugu, hiç önemli olmaksizin. Dostuma, yillar önce aniden biten bir iliskimi anlattim.


Sinemaya gidelim demistim, üniversite yillarinda büyük askima... o da beni seviyordu ya... Yani ikimizde öyle saniyorduk... filmi sordu... Söyledim... Begenmedi... Benimle bulusmaktan vazgeçti, filmi begenmedigi için... O zaman anladim ki, sevdigi sey ben degilim... Benim ona sunduklarim...

Benimle bulusmasini istiyorsam, onun hosuna gidecek bir sey bulmak zorundaydim, her defasinda. Ben amaç degil,araçtim. Amaç, benim sunduklarimdi. Hayir, bunun adi sevgi degildi...

Benim için zor bir karardi, ama verdim ve bitirdim. "Her sey çok iyi gidiyordu, ne yaptim da onu kirdim, suçum ne bir bilsem," demis ortak dostlarimiza. Anlatmadim bile. Anlatsamda anlayamazdi, biliyordum. Kaç yil geçti aradan. Iddia ederim, hala anlamis degildir niye bittigini. Aslinda, "Bitti" yanlis bir deyis... Hiç baslamamis ki meger... Öyle sanmisiz.. Gerçek sevginin tek ölçegidir bu, birarada olma istegi...

Seven, gerçekten, yürekten seven, birarada olabilmek için mucizeler yaratir. Bütün
öncelikleri sevgilisine tanir.



Bizi gerçekten seviyor mu? Ya da siz onu gerçekten seviyor musunuz? Kendi duygularinizdan emin degilseniz ya da onun duygularindan süphedeyseniz... Dikkatle bakin... Dikkatle izleyin... Dikkatle gözleyin... Onunla bulusmak, onunla birarada olmak için neler yaptiginiza, yapabildiginize bakin...



Onun sizinle birarada olmak için gösterdigi çabalari degerlendirin...

Friday

Fabrikasinda çalisan tekstilci kredi için gittigi bir köyden
dönerken,yolda arabasi bozulmus. Ne yapacagini düsünürken ileride bir
kulübe görmüs.
Kapiyi çalmis. Kapiyi genç ve çok güzel bir kadin açmis. Adam " Ben
tekstilciyim.
Çalisiyorum. Arabam bozuldu. Bana yardimci olabilirmisiniz? " demis.
Kadin "kocam askerde, bu gece burada kalabilirsiniz" demis.
tekstilci bey tesekkür edip, içeri girmis.
Kadin "kocam askerde benden bir isteginiz var mi?", tekstilci " Zahmet
olmazsa yiyecek birseyler verebilirmisiniz?'
Kadin yemek hazirlamis, yemekten sonra üzerindeki yelegi çikrarak
kocam
askerde benden bir isteginiz var mi?", tekstilci " Zahmet olmazsa çay
"
Kadin çay hazirlamis ve elbisesinin bir dügmesini açarak, "kocam
askerde benden bir isteginiz var mi?", tekstilci " Zahmet olmazsa bir
bardak su "
sorular ve istekler
böyle devam etmis.
En sonunda kadin seksi geceligini giymis ve ""kocam askerde benden bir
isteginiz var mi?", tekstilci "Yorucu bir gündü. Ben artik yatayim"
demis ve uyumus.
bir tavuk 5 tane de horoz var. tekstilci bey sasirmis. " Hiç bir
tavuga
5 horoz
olur mu?" diye sormus kadina.
Kadin siz onlara bakmayin. Onlarin sadece bir tanesi gerçek horoz.
Ötekiler "Tekstilci"

Anonsa Bak

Bankamatik sırasındaydım. O sırada bir trafik polis otosu geldi.
Banka önündeki park etmiş arabanın plakasını anons etti. Önümdeki
şahıs para çektiğini, arabayı hemen çekeceğini işaretlerle polise
anlatmaya
çalıştı.
Bir polis ortalığı yıkan anonsu patlattı:
" Yüz milyon fazla çek, ceza yazdık

Benimle Çıkar mısın?

Benimle Çıkar mısın?

Bu soruya bir bayanın verebileceği cevaplar ve bu cevapların gerçek anlamları :

1-Olmadığı için üzgünüm; ama lütfen arkadaş kalalım.
(İstediğin şey mümkün değil. Ama yanımda olmaya devam et. Beni evime getirip götürecek, güldürüp-eğlendirecek, eğlence yerlerinde eşlik edecek, faturalarımı yatıracak ve tamirat işlerimi yapacak birisine ihtiyacım var. Merak etme; bir erkek arkadaşım olduğunda da arada sırada ararım seni.)

2 - Ama ben seni kardeşim gibi görüyorum.
( Bir daha asla bu konuyu gündeme getirme.)

3- Duygusal sorunlarım var; önce onları çözümlemem gerek.
(Senden başka birkaç kişi daha var; ama bir türlü karar veremiyorum.)

4 - Böyle bir ilişki için henüz hazır değilim.
(Henüz alemlerin tadını yeterince çıkaramadım. Beraber olmak istediğim birkaç yüz kişi daha var. Beklemeye devam et. Daha iyisini bulamazsam belki gelirim...)

5- Seni yeterince tanımıyorum.
(Tipin falan tamam ama ya diğer özelliklerin? Araba senin üzerine mi? Evin-yazlığın var mı? Kaç para kazanıyorsun? Bankada paran var mı, vs...)

6- Teklifine sıcak bakıyorum ama şimdi olmaz. Zamana bırakalım...
(Saz heyetinde on sekizinci keman olarak çalmaya devam et. Gencim, güzelim, çekiciyim. Bunların tadını en dibine kadar çıkarmak istiyorum; diğer taraftan senden daha iyi birisini bulamamaktan da kaygılanıyorum. Gözaltı torbalarım ortaya çıktığında kabul edeceğim.)

7- Seni seviyorum. Ama ben çok seçici birisiyim; kolay kolay beğenmem. Hemen karar vermemi bekleme.
( Ben İngiltere kraliçesinin soyundan geliyorum. Bana layık olmak çok zordur. Superman - Brad Pitt - Prens Rainer - Bill Gates karışımı bir erkek arıyorum. Güç, karizma, zenginlik, zeka, statü, fizik, kimya, falan hepsi birarada olmalı. Kız kurusu olmak pahasına da olsa arayacağım. Eğer bulamazsam can simidim olursun, değil mi kerizciğim?..)

8- Hayatım şu anda karmakarışık, israr etme.. Ben seni ararım.
(Birkaç erkeği aynı anda idare ediyorum. Fazla kurcalama. Habersiz eve gelmeye falan da kalkma, ikimiz de dayak yeriz valla... )

9- Aşk bana göre değil...
( Kendime güvenim yok. Bir ilişki sürdürmek için çaba harcamaktansa evde televizyon izleyip, pasta-börek yerim. Nasılsa ailem zamanı gelince birisini bulur.)

10- Aynı işyerinde çalıştığım biriyle birlikte olamam.
(Hiç tipim değilsin. Ama ileride yöneticim olursun da burnumdan getirirsin diye açık açık söyleyemiyorum.)

11- Şu sıralar kariyerime konsantreyim.
(Yaptığım iş dışında hiçbir konuda söyleyecek sözüm yok.)

12- Ben nişanlıyım.
(Ne güzel eğleniyorduk. Neden üzerime geldin ki sanki. Sonunda doğruyu söylemek zorunda kaldım işte...)

13- Evet, kabul ediyorum...
(Dürüst bir bayan)

14- Hayır, kabul etmiyorum.
(Dürüst bir bayan daha)


Bu soruya bir bayanın verebileceği cevaplar ve bu cevapların gerçek anlamları :

1-Olmadığı için üzgünüm; ama lütfen arkadaş kalalım.
(İstediğin şey mümkün değil. Ama yanımda olmaya devam et. Beni evime getirip götürecek, güldürüp-eğlendirecek, eğlence yerlerinde eşlik edecek, faturalarımı yatıracak ve tamirat işlerimi yapacak birisine ihtiyacım var. Merak etme; bir erkek arkadaşım olduğunda da arada sırada ararım seni.)

2 - Ama ben seni kardeşim gibi görüyorum.
( Bir daha asla bu konuyu gündeme getirme.)

3- Duygusal sorunlarım var; önce onları çözümlemem gerek.
(Senden başka birkaç kişi daha var; ama bir türlü karar veremiyorum.)

4 - Böyle bir ilişki için henüz hazır değilim.
(Henüz alemlerin tadını yeterince çıkaramadım. Beraber olmak istediğim birkaç yüz kişi daha var. Beklemeye devam et. Daha iyisini bulamazsam belki gelirim...)

5- Seni yeterince tanımıyorum.
(Tipin falan tamam ama ya diğer özelliklerin? Araba senin üzerine mi? Evin-yazlığın var mı? Kaç para kazanıyorsun? Bankada paran var mı, vs...)

6- Teklifine sıcak bakıyorum ama şimdi olmaz. Zamana bırakalım...
(Saz heyetinde on sekizinci keman olarak çalmaya devam et. Gencim, güzelim, çekiciyim. Bunların tadını en dibine kadar çıkarmak istiyorum; diğer taraftan senden daha iyi birisini bulamamaktan da kaygılanıyorum. Gözaltı torbalarım ortaya çıktığında kabul edeceğim.)

7- Seni seviyorum. Ama ben çok seçici birisiyim; kolay kolay beğenmem. Hemen karar vermemi bekleme.
( Ben İngiltere kraliçesinin soyundan geliyorum. Bana layık olmak çok zordur. Superman - Brad Pitt - Prens Rainer - Bill Gates karışımı bir erkek arıyorum. Güç, karizma, zenginlik, zeka, statü, fizik, kimya, falan hepsi birarada olmalı. Kız kurusu olmak pahasına da olsa arayacağım. Eğer bulamazsam can simidim olursun, değil mi kerizciğim?..)

8- Hayatım şu anda karmakarışık, israr etme.. Ben seni ararım.
(Birkaç erkeği aynı anda idare ediyorum. Fazla kurcalama. Habersiz eve gelmeye falan da kalkma, ikimiz de dayak yeriz valla... )

9- Aşk bana göre değil...
( Kendime güvenim yok. Bir ilişki sürdürmek için çaba harcamaktansa evde televizyon izleyip, pasta-börek yerim. Nasılsa ailem zamanı gelince birisini bulur.)

10- Aynı işyerinde çalıştığım biriyle birlikte olamam.
(Hiç tipim değilsin. Ama ileride yöneticim olursun da burnumdan getirirsin diye açık açık söyleyemiyorum.)

11- Şu sıralar kariyerime konsantreyim.
(Yaptığım iş dışında hiçbir konuda söyleyecek sözüm yok.)

12- Ben nişanlıyım.
(Ne güzel eğleniyorduk. Neden üzerime geldin ki sanki. Sonunda doğruyu söylemek zorunda kaldım işte...)

13- Evet, kabul ediyorum...
(Dürüst bir bayan)

14- Hayır, kabul etmiyorum.
(Dürüst bir bayan daha)

Sunday

Duvar Yazıları

Çok yaratıcıyımdır, acayip sorun yaratırım


İnsanlığımı yitirdim, hükümsüzdür


Adam olacak çocuk, çocukluk edipte büyümez


Aşk futbol topuna benzer, Tekmeyi yiyince her şey biter


Paranın ne önemi var, önemli olan miktarı


At binenin, ninem dedemindir


Ayağını yorganına göre uzat, yoksa üşütürsün


Tam öğrenmeye başlamıştımki, okul bitti


Bütün notlarım zayıf, napiiiim notlarım rejime girmişler


Hayat, beynimizdeki bulmacayı doldurma çabasıdır.


Zengin insan geleceği, fakir insan ise bugünü düşünür.


Vakitsiz kilitlenen bilgisayar resetlenir.


"yüz defa söyleme, bir defa örnek ol"


Son gülen , espriyi en son anlayandir.


Acele işe, benim de var.

erken kalkan ku$ yem bulur erken kalkan solucan yem olur.


Lambadan cin çıkmış:'Benden ne istersen komşuna da iki katını vereceğim' demiş. Adam:'Bir gözümü oy' diye karşılık vermiş.


Bu aşk böyle çekilmiyor.Biz en iyisi itelim..



Erkeker belediye otobüsüne benzer birini kaçırırsan üzülme beş dakika sonra diğeri gelir



Yazilidan sifir aldim ama onemli olan katilmakti.


Bilmemek ayip degil, Yeter ki caktirma...


Sizde bit sampuani var mi? Kirlendi hayvanciklar.


Olum korkusu surekli degil mezarda biten gecici bir duygu.


Bu tup bebek hatali; Hep gaz kaciriyor...


Param yok diye dert etme, Kendini harca!


AIDS virusu de, Ebola virusu de maymun patentli. Maymundan gelip gelmediğimiz belli değil ama... Maymundan gideceğimiz kesin.


Kafanı çevirip durma! Aklından geçenleri okuyamıyorum.


Lütfen Duvarları karalamayınız.

Saturday

Bremen Mızıkacıları

Çoçukluğuma dair sevdiğim masallardan biridir masalın ötesinde çizgi filmini izlediğim tiyatrosuna gittiğim favori masallarımdan biri. Nerden aklıma geldi dersiniz. Zeynep abla Blogunda ki yazıla alıp götürdü beni geçmişe. Hani çocukluk düşüncelerimle yamam mümkün olsaydı keşke bu masalda yaşananları
büyünce değişiyor tabi düşünceler değiştikçe bakış açında değişiyor.

vefalı olmalıyız çevremizdekileride, her zaman bir çıkış yolu vardır, birlik olmalıyız yeri geldiğinde bizimle aynı durumda olanlarla. Görmediğimiz şeylerden çok korkarız. o yüzdende bilmediğimiz net görmediğimiz şieyler hakkın da yorum yapmamalıyız abartmamalıyız.

çocukca anlatmaya çalıştım ama olmadı büyümüşüm ben ya

Bir zamanlar, yaşadığımız zamandan çok önce dürüst, çalışkan bir çiftçinin yaşlı bir eşeği vardı. Çiftçi eşeği çok gençken satın alıp çiftliğe getirmişti. O günden sonra eşek, çiftçi için çalışmaya başladı. Çiftçi, tarlasında bahçesinde ekip biçtiği ürünleri satmak için pazara giderken ona yükler, kışın diğer hayvanların ve kendi yiyecegini, kışın yakacağı odunu ormanda keser ona taşıttırırdı. Eşek sahibine yıllarca hizmet etmiş, kendisinden ne istenirse yerine getirmişti.

Aradan yıllar geçti, doğada ki birçok canlı gibi eşekte yaşlandı. Günden güne güçten kuvvetten kesilmeye başladı. Artık eskisi gibi sırtına yüklenen yükleri taşıyamıyordu. Hemen hemen hiç bir işe yaramıyordu artık. Gün geçtikçe, çiftçi onun iyice yaşlandığını ve artık eskisi gibi işine yaramayacağını anladı. Bu duruma da canı fena halde sıkıldı. Eşek hiç bir işine yaramıyordu, ama çiftçi onu hala besliyordu. Eşeğe bakıp, beslemek gitgide ona ağır gelmeye başladı. - Artık hiçbir işe yaramıyor. Boşu boşuna yem yiyor. Ne yapsam da bu eşekten kurtulsam, diye düşünmeye başladı.
Yıllardır bu çiftlikte yaşayan ve sahibini iyi tanıyan eşek, onun kendisine bir kötülük yapmak istediğini sezmekte gecikmedi. Hatta bir gün pazardan dönerken kasapla konuştuğunu görünce çok korktu. Hemen o anda, gizlice çiftlikten kaçmaya karar verdi.
O akşam, çiftçinin başka işlere dalmasından yararlanarak usulca ahırdan çıktı. Çiftliğin bahçe kapısı açıktı. Hızlı adımlarla bahçeyi geçip sokağa çıktı. Kimse onun gittigini görmedi. Eşek çiftlikten çıkar çıkmaz, Bremen kasabasına doğru yola koyuldu. Yolda giderken bir yandan da, nereye gidip, bundan sonra nasıl yaşayacağını düşünüyordu. -Sesim hiç fena değil. Bahçede, yolda beni anırırken duyanlar, hep ne gür bir sesim olduğunu söylüyorlardı. En iyisi ben Bremen'e gideyim. Orada müzisyenlik yaparım, dedi kendi kendine. Artık karar vermişti. Verdiği karar onu canlandırdı. Bremen'e giden yolda hızla yürümeye başladı. Biraz gittikten sonra, yolunun üstünde bir köpeğe rastladı. Köpek, soluk soluğa yolun kıyısına kıvrılmış, yatıyordu. Bitkin bir görünümü vardı. Eşek, merakla köpeğin yanına yaklaştı.
Köpege:
- Neden böyle soluk soluğasın arkadaş? diye sordu.
Köpek:
- Sorma arkadaş, hiç sorma başıma geleni! diye sızlandı. Yıllardır hizmet ettiğim, evini, barkını koruduğum sahibim az kalsın öldürecekti beni. Artık çok yaşlandığım, gücüm kalmadığı için hiçbir işine yaramadığımı düşünüyor. Beni boş yere beslememek için öldürmeye kalktı. Eline koca bir sopa aldığı gibi üstüme yürüdü; Baktım niyeti kötü, ben de tabana kuvvet kaçtım. Öyle de gücüme gitti ki sorma. Yalnız, şimdi de aldı beni bir düşünce, bundan sonra nasıl yaşayacağımı bilmiyorum...

Eşek:
- Üzülme kardeş, dedi. Senin durumun da bana benziyor. Benim sahibimde, ona yıllarca hizmet ettikten sonra, yaşlandığım için beni kasaba vermeye kalkıştı. Ben de çiftlikten kaçtım. Şimdi de çalgıcı olmak için Bremen'e gidiyorum. İstersen sen de benimle gel. Birlikte bir müzik grubu oluşturur, böylece müzisyenlik yaparak yaşamımızı sürdürebiliriz.
Eşeğin bu önerisini köpek sevinçle kabul etti. Böylece ikisi birlikte Bremen'e doğru yola koyuldular. Hem yürüdüler, hemde konuştular. Kendilerinin değerini bilmeyen sahiplerinden yakındılar.
Eşek ile köpek, böyle konuşa konuşa giderken, bir süre sonra karşılarına bir kedi çıktı.
Kedi oldukça kötü görünüyor ve çok üzğündü.
Eşek:
- Neyin var kedi kardeş? diye sordu. Yoksa hastamısın? Çok üzgün ve keyifsiz görünüyorsun, dedi.
Kedi:
- Ahhh, eşek kardeş, hiç sorma. Gerçekten çok üzgünüm, diye yanıtladı eşeği. Hayatım tehlikede olduğu için üzgünüm. Hanımım, az kaldı yakaladığı gibi suda boğuyordu beni. Yaşlanmışım, işe yaramıyormuşum da ondan. Doğru, artık fare peşinde koşacak halim kalmadı. Ateşin önünde kıvrılıp pineklemekten başka bir şey gelmiyor elimden. Ama, bunca yıl hanımıma hizmet ettim, hepsi unutuldu gitti. Talih yardım etti, elinden kurtulup kaçabildim. Ama bundan sonra yaşamımı nasıl sürdürecegimi bilemiyorum. Eşek:
- Biz de senin durumundayız, diye yanıtladı kediyi. Eğer istersen, bizimle Bremen'e gel. Biz çalgıcı olmak için oraya gidiyoruz da. Siz kedilerin mırıl mırıl güzel türküler söylediğini bilmeyen yoktur. Böyle güzel türkü söylendikten sonra, neden aramıza katılmıyacaksın?
Kedi, eşeğin bu önerisini sevinçle kabul etti ve onlara katıldı. Böylece eşek, köpek ve kedi Bremen'e gitmek üzere birlikte yürümeye başladılar. Bir süre sonra bir çiftliğin önüne geldiler. Bir horoz, çiftliğin bahçe kapısının üzerine çıkmış, uzun uzun ötüyordu. Üç arkadaş, hemen horozun yanına yaklaştılar.
Eşek:
Merhaba horoz kardeş! diye bağırdı. Ne kadar gür bir sesin var. Üstelik çok güzel ötüyorsun. Ama niye bu kadar bağırıyorsun? Neyin var, biri boğazını mı sıkıyor yoksa? Horoz ötüşüne ara verip yakındı:
- Daha neyim olsun? Az önce hanımıma, yarın havanın güzel olacağını söyledim. "Çamaşır yıkayıp kurutmak için elverişli bir gün olacak" dedim. Hanımımla hizmetçisi, bana bundan dolayı teşekür edecekleri yerde, ne yapsalar beğenirsiniz? Beni kesmeye kalkışmasınlar mı? "Yarın misafirimiz var. En iyisi şunu kesip, bir güzel pişirelim." dediler. İşte onun için yanık yanık ötüyorum. Üstelik bu son ötüşüm olacak. Yarın beni kesip yiyecekler...

Eşek hemen atılmış:
- Olamaz! Haksızlık bu! Eee, peki sen ne yapmayı düşünüyorsun? Öylece durup seni kesmelerini mi bekleyeceksin? Bak, sana bir önerim var. Biz üçümüz, müzisyen olmak için Bremen'e gidiyoruz; eğer istersen sen de bize katılabilirsin. Kuşkusuz bizimle gelmek, burada oturup pişirilmeyi beklemekten daha iyidir. Birlikte bir grup kurar çalgıcılık yapar, yaşamımızı sürdürürüz. Kimbilir, belki de hep birlikte bir konser bile veririz. Kimimiz çalar, kimimiz söyleriz. Haydi sende bizimle gel; Bremen'e gidip hep birlikte talihimizi deneyelim.
Horoz eşeğin önerisini sevinçle kabul etti:
- Burada pişirilmektense, sizinle Bremen'e gitmeyi isterim. Seve seve gelirim sizinle, dedi ve hemen çiftlik kapısının üstünden inip üç arkadaşın arasına katıldı. Böylece eşek, köpek, kedi ve horoz hep birlikte yürümeye başladı. Dört arkadaş, uzun bir süre yürüdüler. Yorulduklarında oturup dinlendiler. Çevrelerinden yiyecek bir şeyler bulup karınlarını doyurdular. Uzun uzun sahiplerinden yakındılar. Bir yandan da Bremen'deki yeni yaşamlarına ilişkin hayaller kurdular; nasıl müzisyenlik yapacaklarını konuştular.
Dört arkadaş Bremen'e varmak için yürüdüler, yürüdüler, yürüdüler. O güne kadar görmedikleri yollardan geçtiler, dağları, tepeleri aştılar. Güneşin batmak üzere oldugunu anlayınca adımlarını sıklaştırıp, hızlı hızlı yürüdüler. Ancak ne kadar hızlı yürürlerse yürüsünler, güneş batmadan Bremen'e ulaşamadılar.
Güneş tepelerin ardında kaybolmuş, karanlık çökmüştü. Dört arkadaş bir süre aralarında konuştuktan sonra, ormana dalıp orada sabaha kadar uyumaya karar verdiler.
Ormanda güvenli bir köşe aradılar. Bir süre bakındıktan sonra, gecelemek için iri bir ağacı seçtiler. Eşekle köpek uyumak için ağacın altında kaldılar, Kedi bir dala tırmanıp kıvrıldı, horoz da uçtuğu gibi ağacın en tepesine kondu. Çünkü kendini orada güvenlikte hissediyordu.
Horoz her zaman ki gibi uyumadan çevresine bakındı. Her şeyin dirlik düzenlik içinde olup olmadığını anlamak istiyordu. Ağacın tepesinden çevreyi gözleyen horoz ansızın karanlığın içinde ışıl ışıl parlayan bir şeyler gördü.
Horoz, ışığı görür görmez hemen arkadaşlarına seslendi:
- Karanlığın için de bir ışık görüyorum, dedi. Yakınlar da bir ev var galiba. Eşek, yattığı yerden başını kaldırıp:
- Eğer gercekten yakın da bir ev varsa, hemen oraya gidelim, dedi. Çünkü burada gecelemek bizim için hiç de güvenli değil. - Evet. Evet, gidelim oraya. Belki bir kemik, yada bir lokma et buluruz.
Dört arkadaş, hemen kalkıp yola koyuldular. Karanlık ormanın için de, horozun gördüğü ışığa doğru yürümeye başladılar. Sık ağaçların arasında biraz yürüdükten sonra, ormanın içinde bir düzlüğe vardılar. Artık gördükleri ışık büyümüş, genişlemişti, daha bir parlaklaşmıştı. Bir süre daha yürüdükten sonra, karşılarına güzel bir ev çıktı. Işık buradan geliyordu. Dört arkadaş heyecanla ileri atıldılar. Ama içerden sesler geldiğini duyunca hemen durdular.

Burası hırsızların saklandığı bir evdi.
Evden seslerin geldiğini duyan arkadaşlar içeriye bir göz atmaya karar verdiler. Eşek, arkadaşları içinde en uzun boylusuydu. Hemen pencereye doğru koşup içeriyi gözetlemeye başladı. Ötekiler meraklanmışlardı.
Horoz dayanamayıp:
- Eşek kardeş, ne görüyorsun, bize de söyle? dedi.
Eşek:
- Ne mi görüyorum? diye karşılık verdi. Bir masa görüyorum. Üzerinde çeşit çeşit yiyecek var. Odanın içi ise çalınmış eşyalarla dolu. Hırsızlar masanın etrafına oturmuş, karınlarını doyuruyorlar ve keyif çatıyorlar.
Horoz:
- Demek öyle! dedi. Şu hırsızlar olmasa, bu ev ne güzel barınak olur bize!
Kedi:
- Onları kovalım, dedi
Köpek de başını sallayarak:
- Hırsızlar benden korkar. Onları kaçırıp bu eve biz yerleşelim, dedi.
Eşek:
- Evet, ama, dedi. Önce içeri girmenin yolunu bulmalıyız.
Bunun üzerine, dört arkadaş kafa kafaya verip düşündüler, hırsızları evden nasıl kaçırabileceklerini tartıştılar. En sonunda güzel bir plan kurdular.
Eşek, arka ayaklarının üzerine dikilip ön ayaklarını pencereye dayadı. Köpek, eşeğin sırtına çıktı, kedi de köpeğin sırtına. Horoz da, uçup kedinin kafasına kondu. Hepsi hazır olunca, birbirlerine işaret verdiler. Sonra, hep bir ağızdan türkü söylemeye başladılar.

Eşek anırıyor, köpek havlıyor, kedi miyavlıyor, horoz da avazı çıktığı kadar ötüyordu. Bir süre böyle hep birlikte bağırdıktan sonra, pencereyi kırıp odanın içine girdiler. Kırılan camlar yerlere saçılırken, dört kafadar korkunç sesler çıkartarak odanın içine dağıldılar. Yiyecek dolu masanın başında yiyip içmekte olan hırsızlar neye uğradıklarını anlayamadılar. Duydukları korkunç seslerin ardından, cam kırılıp da odaya birileri dalınca dehşetle yerlerinden fırladılar. Açılış konserinin ürkütemediği hırsızları bir korkudur aldı. Evlerini hortlaklar bastı sanarak, evden dışarı çıkarak tabana kuvvet dört bir yana kaçıştılar.
Hırsızlar sıvışıp da, ortalık temizlenince, bizim dört kafadar hemen masanın başına çöktü. Masanın üstündeki, hırsızlardan arta kalan yemekleri atıştırmaya başladılar. Öyle acıkmışlardı ki, bir süre yemekten başka bir işle ilgilenmediler. Konuşmadılar bile. Yalnızca yiyip içtiler, masanın üstünde ne varsa silip süpürdüler.
En sonunda doyunca masanın başından kalktılar. Çok yorgunlardı. Bütün gün yol yürümüşlerdi, hemen lambaları söndürüp uyamaya karar verdiler. Her biri kendine göre bir yatak seçti. Eşek, bahçede gördüğü saman yığınının üzerine uzandı. Köpek, kapının önündeki halının üzerine yattı. Kedi, ocağın içindeki ılık küllerin önüne kıvrıldı. Horoz da, tavandaki kirişlerden birinin üzerine tünedi. Öyle yorgunlardı ki, hemen seçtikleri yerlerde uyudular.

Onlar orada uyuya dursunlar, hırsızlar da evi gözlüyorlardı. Gece yarısı olunca, baktılar ki, evdeki ışık söndü, ortalıkta çıt çıkmıyor. Bir süre gözetledikten sonra kendi aralarında tartışmaya başladılar.
- Evimizi bırakıp kaçmakta biraz acele mi ettik yoksa? dedi birisi.
- iyi ama, içerde kalıp canımızdan mı olacaktık? dedi bir başkası.
Şimdi de evimizden olduk, diye söylendi bir başkası.
Evde neler olup bitiyor acaba?
Hırsızlar, böyle kendi aralarında bir süre konuşup tartıştılar. Sonra, içlerinden birinin eve gidip bakmasına karar verdiler. Ama hırsızlardan hiç biri içeri girmeye yanaşmıyordu. Sonunda içlerinden en cesuru, eve kadar gidip neler olup bitiyor diye bakmayı göze aldı. Gürültü etmemeye çalışarak, parmaklarının uçuna basa basa, usulca eve yaklaşıp içeri baktı. Evin içinde çıt çıkmıyordu. Yavaşca kapıyı açıp içeri girdi. İçerisi karanlıktı, hiçbir şey görünmüyordu
Hırsız doğruca mutfağa gitti. Bir mum yakıp çevresini görebilmek için, el yordamıyla kibrit aramaya koyuldu. O sırada, ocağın önünde yatmakta olan kedinin kor gibi yanan parıl parıl gözlerini gördü. Kedi hırsız içeri girerken uyanmıştı.
Hırsız, kedinin karanlıkta parlayan gözlerini, ocağın içinde yanan iki kömür parçası sandı. Mumu yakmak için elini oraya doğru uzattı. Uzatmasıyla birlikte de, neye uğradığını bilemedi. Hırsızın gözüne elini uzatmasına öfkelenen kedi can havliyle hırsızın üstüne atladığı gibi, sivri pençeleriyle adamın yüzünü, gözünü tırmalamaya başladı.
Hırsızın ödü patlamış, neye uğradığını şaşırmıştı. Canını kurtarmak için kendini evin arka kapısına attı. Atmasıyla birlikte de, kapının önünde yatmakta olan köpek fırladığı gibi, dişlerini adamın bacağına geçiriverdi. Hırsız, deli gibi kendiyi evin bahçesine attı. Bahçeden kaçayım derken, gürültüyü duyup önüne çıkan çıkan eşekten de okkalı bir tekme yedi. o sırada, horozda gürültüye uyanmış, var gücüyle ötüyordu.
Hırsız, dehşet içinde kaçıp bahçeden dışarı fırladı. Soluk soluğa arkadaşlarının yanına vardı. Başından geçenleri arkadaşlarına anlatmaya başladı:
- Evi cinler, periler basmış, dedi. Az kalsın korkudan ölecektim. Cadının biri o upuzun tırnaklarıyla yüzümü öyle bir tırmaladı ki! Ondan kurtulayım derken, bıcaklı bir adam bana saldırdı. Arka kapının yanında saklanmış beni bekliyormuş. Bıçağını çektiği gibi bacagıma sapladı. Can havliyle kendimi bahçeye attım. Kapkara bir canavar ile burun buruna geldim. Kocaman kuyruğuyla beni yakaladığı gibi havaya fırlattı. Evin damından da reisleri "Gönderin şu serseriyi buraya! Gönderin şu serseriyi buraya!" diye avaz avaz haykırıyordu. Artık, bir daha o eve girmem.
Hırsızlar, arkadaşlarının anlattıklarından öyle korktular ki; o günden sonra bir daha eve yaklaşmaya bile cesaret edemediler. Bizim dört kafadara gelince evi öyle sevmişler, öyle benimsemişlerdi ki artık hep orada kalmaya karar verdiler. Sanırım hala da oradadırlar...


Şimdi sizin bu masal hakkındaki fikrinizi alalım

Süper Babanneler

Babaannem nişanlısından hamile kaldığını anlayana kadar karnındaki bebek
dört aylık olmuş.Kilo almasına rağmen böyle bir şey hiç aklına gelmemiş
çünkü "evlenmeden" hamile kalınmaz sanıyormuş.
********
Babaannem tam bir laz kadınıdır. Her zaman elleri ve ayakları kınalıdır."Bir
kadın öldüğü zaman ellerinde nişan yoksa (tırnaklardaki kınayı kastediyor)
zebaniler ellerini rendeleyecek" der. Babaanne vallahi Stephen King halt
etmiş yani yanında.
********
Babaannem namazında niyazında bir kadındır.Ziyaretine gittiğimizde ev
kalabalık da olsa hep televizyonlu odada namaz kılar. Alışmış olsa gerek,
sesten falan hiç rahatsız olmaz. Bir gün o namaza durmuşken biz televizyon
izliyorduk. Kanalları gezerken birden babaannemin ahenkli sesi dua ile
karışık bir şekilde bizi dumurlara yelken açtırdı: "Velem yuleeedd... Kanalı
değiştirmeeee... Velem yekunlehu... Ajans başlayacaaak... Kufuven ahad!"
********
Yetmiş sekiz yaşında, tonton bir babaannem var. Ne kadar modern olsa da
gelişmiş teknolojiye ayak uydurmakta epey zorlanıyor. Buna en güzel örnek
evimi aradığında telesekretere bıraktığı not : "Babaannesi aradı dersiniz."
********
Brezilya-Almanya final maçını izliyorduk. Brezilya'nın önemli bir atağını
yavaş çekim gösteriyorlardı. Babaannemin söylediklerini aynen yazıyorum:
''Bu oğlanlar da amma yavaş oynuyorlar. Bizim yavrularımız aslan gibiydi.
Yine de elendiler.'' Canım babaannem seni çok seviyorum ama teknoloji işte,
çocuklar ne yapsın.
********
İlkokuldayken Commodore 64 bilgisayarımla sık sık "Ghost'n Goblins" oyununu
oynardım. Bu oyunda amaç, mezarlıkta dolaşırken dirilen ölüleri yeniden
öldürmekti. Babaannem de ben oynarken izler, arkamda sürekli Fatiha suresini
okurdu. ''Babaanne onlar gavur, anlamazlar'' deyince de sinirlenip terlikle
kovalardı. Tonton babaannemi çok özlüyorum.
********
Babaannem 58 milyon vererek aldığım gözaltı kremimi ellerine sürüp bitirmiş
:-(
********
İzmir'deyken televizyonda Ajda Pekkan'ı seyreden, birkaç gün sonra Ankara'ya
döndüğünde televizyonda yine Ajda Pekkan'a rastlayan babaannemin yorumu:
Buraya da mı geldi bu zilli?! Nereye gitsem peşimde! Huzur içindeyat
babaannem.
********
Bir spor programında Rıdvan Dilmen şu talihsiz cümleyi kurdu: "Ben
Washington'a inanan bir insanim." 85 yaşındaki babaannemim tepkisi ani ve
keskin oldu: "Allahsız herif! Geber e mi!"

Friday

Saygının Neresindeyiz

Profesör Üstün Dökmen, bir dergide yayımlanan röportajında ;

"Yere düşen ekmeğin üstüne basan insan görmedim ama yere düşen insanı tekmeleyen çok kişi gördüm"
diyor... Saygılı olmaktaki kusurlarımızı şöyle anlatıyor:

- Birbirimize saygılı olma konusunda 3 tip temel hatamız var...
Avrupa'da yaşayan vatandaşımız, orada yerlere çöp atmıyor ama Kapıkule'den girer girmez yerlere tükürmeye, çöp atmaya başlıyor.
Niye burada böyle yapıyorsun diye sorulduğunda,
"herkes böyle yapıyor" diyor.
Kendi fikri olmayan insanın duruma göre hareket etmesidir bu.

İkinci hatamız, adama göre davranmamız.
Karşımızdaki adam iri yarıysa, 'Buyur, abi.', diyoruz, ufak tefekse, 'Ne var, lan!' diyoruz. Oysaki, insanların onuru birbirine eşittir.
Üçüncü hata, keyfimize göre davranmak. Keyfimiz yerindeyse eve girerken, 'Merhaba millet' diyoruz, değilse surat asıyoruz.
Oysa keyfimiz yerinde olsun olmasın insanlara saygılı davranmak zorundayız.
Diyorum ki, yerdeki ekmeğe saygılı olma konusunda ülkemde mutabakat var, kimse basamaz,ayağıyla dürtüklemez, ya da öper, koyar bir kenara.
Ekmek nimettir kabul, peki, insan nimet değil mi?

Prof. Dr. Üstün Dökmen

Saturday

Siz Öyle Sanın Peeh!

Kadınların gidip kendilerine erkek (koca) secebilecekleri bir erkek dukkanı (magazası) acılmıstır. Magaza 5 katlıdır ve her kat cıkıldıkca, erkeklerin nitelikleri de yukselmektedir.
Magazada sadece tek bir kural gecerlidir: herhangi bir katın
kapısından iceri giren kadın, o kattan alıs-veris etmek zorundadır
ve
eger bir ust kata cıkmak isterse, tekrar asagı katlara inemez.
Bir gun bir grup kız arkadas, kendilerine erkek secmek icin magazaya
gider.
Ve....
1. KAT'ın kapısında sunlar yazılıdır: "Bu kattaki erkeklerin
calısacak bir isleri var ve cocukları da severler". Kızlar yazılanları
okur ve soyle
derler: "Eh, hic yoktan iyidir ama bir de ust kata bakalım".
2. KAT'ın kapısında yazılanlar: "Buradaki erkeklerin iyi bir isleri
var, cocukları severler ve son derece yakısıklıdırlar." Kızlar:
"Hmmm, hic fena degil ama acaba bir ust katta ne var ?"

3. KAT : "Buradaki erkeklerin cok iyi birer isleri var, cocukları
severler, son derece yakısıklıdırlar ve ev islerine de yardım> ederler". Kızlar:
"Aman Tanrım, cok etkileyici ama yukarıda baska katlar da var."

4. KAT : "Buradaki erkeklerin isleri cok iyi, cocukları cok
severler,gayet yakısıklı olup, ev islerine yardım ederler ve ayrıca son derece
romantiktirler". Kızlar cıglık atmaya baslarlar: "Inanılmaz, bir ust
katta bizi neyin bekledigini bir dusunun!" Ve bir kat daha cıkarlar...

5. KAT'ın kapısında sunlar yazmaktadır: "Bu kat bostur ve sadece,
kadınları memnun etmenin mumkun olmadıgını kanıtlamak icin konmustur.
Cıkıs soldadır; umarız inerken merdivenlerden yuvarlanırsınız

Akşam Sefası

AKSAM SEFASI"...:))



Kentlerarası bir otobüs yolculuğunda tanımıştım, Artin Usta’yı. Oldukça yaşlı olmasına karşın enerjik ve dinç görünüyordu. Yolculukta laf lafı açmış, Artin Usta Kapalı Çarşı’da kuyumculuk yaptığından söz etmişti. Dede ve baba mesleği olan kuyumculuğu devredecek kimse bulamadığından yakınmıştı.

Gün olur işim düşer diye kartvizitini almıştım. Bir süre sonra eşimin altın bileziğinin tamirini bahane ederek uğradım, Artin Usta’ya. Kapalı Çarşı’nın derinlerinde iç içe iki odadan oluşan kuyumcu dükkanında çalışıyordu. Küçük hayvan figürlerinin üzerine renkli mineler döküp yaşam veriyordu, altına. Beni görünce tanımakta zorlanmadı, çay söyledi. Eşimin kırık bileziği için geldiğimden söz ettim. Bileziği alıp çalışma masasına koydu. Yaptığı mineli ürünleri gösterip, “Artık pek alıcısı kalmadı bunların, istek de yok. Varsa yoksa fantezi altın” dedi.

“Ne özelliği var bu minelerin?” diye sordum. Üzeri yeşil kırmızı mine ile kaplı altın fil figürünü eline alıp, “Eskiden yeni doğan çocuklara takılırdı, bunlar. Fil gibi uzun ömürlü, güçlü ya da kuş gibi özgür, yunus balığı gibi sevecen olsun diye dilek dilenirdi” dedi.

Ben, “Nasıl oldu da unuttuk bunları?” dedim.

Artin Usta, “Aslında unutmadık, yine yeni doğanlara altın takılıyor ama millet geçim derdine düştü. Doğum yapan ailenin paraya gereksinimi olduğunu düşünüp cumhuriyet altını takıyorlar. Bizim mineli ürünlere istek yok, artık” dedi. Daha sonra altının elementlerin en asili ve safı olduğundan, oksitlenip kararmadığından, üzerine bir şey giydirmenin kolay olmadığından söz etti:

“Altın, asildir. Aristokrattır. Her şeyi kabul etmez, üzerine. Yalnızca mineyi tutar
üstünde. Mine de bilir kimi süslediğini, mütevazıdır.”

“‘Mine ustası da kalmadı artık’ demiştin” diyerek araya girdim.

“Evet kalmadı. Minecilik de bu çarşıda benimle son bulacak gibi görünüyor” dedi üzgün bir tavırla.

Çocuklarını sordum. Bir oğlu ve bir kızı olduğu nu, üniversiteyi bitirip yurt dışına gittiklerinden, geri dönmediklerinden söz etti.
“Neden tutamadın çocuklarını buralarda?” diye sordum.



Artin Usta bu sorumu, “Bir özgürlüktür tutturdular. Özgür olmak, özgür yaşamak, mutluluğu özgürlükte aramak için başka ülkelere gittiler” diye yanıtladı.

“Bulabildiler mi, aradıkları- nı?” dedim.

Artin Usta kararsızdı:

“Bilmem, bence hâlâ arıyorlar. Onlara önce kendimi, sonra ağaçları örnek gösterdim. Ağaçlar özgür değildir ama mutsuz ağaç da yoktur, mutluluğu kendinizde arayın” dedim.

“Şimdi neredeler?” diye sordum.

“Amerika’da yaşıyorlar ve galiba hâlâ arıyorlar” dedi Artin Usta.

Bu arada ikinci çaylar gelmişti. Artin Usta’nın da konuşup dertleşesi varmış anlaşılan. “Ama çocuklarının hepsi okumuş üniversite bitirip kendilerine Amerika’da yer edinmişler. Yani hepsi adam olmuş işte. Bence üzülmene gerek yok” dedim. Yüzünü ekşiterek, “Bizimkiler adam oldular, çiçek olup açtılar ama akşamsefasına benzediler.”

“Ne özelliği var akşamsefasının?” diye sordum.

“Bilirsin, akşamsefası gündüz kapalı durur gece olunca açar. Kimseye göstermez güzelliğini. Dahası arılar ve böcekler gece yuvalarına çekildiği için onlara da tattırmaz özünü, balını. Yani bizimkiler iyi eğitildi, iyi okudular da kendilerinden başka kimseye yararları yok. Bırak doğduğu toprağı, yaşadıkları topluma bile yararları yok. Hatta, böyle bir kaygıları da yok. Dedim ya, akşamsefasına benzediler işte.”

Bir süre sustu. Eşimin bileziğinin kırık yeri ile ilgileniyormuş gibi yaptı. Gözlerini benden kaçırarak, “Rahmetli eşim de çocuklar uzakta diye üzülür, ‘Çocukların sırtını kaşımak gerekirdi, zamanında biz bunların sırtını yeterince kaşımadık’ diye söylenir dururdu.

“Nasıl yani?” dedim.

“Bilirsin, sırtın kaşındığında kaşıttıracak birini bulana değin ne yapsan boşunadır. Yani sırtını kaşıttıracak denli samimi olduğu birilerine her zaman yoksundur, insanoğlu. Günümüz insanı bencilleşti sanki. Birilerine yoksun olmaktansa sırt kaşıntısına katlanmayı, kaşıntıyı unutmayı yeğliyorlar” dedi ve devam etti:



“Sırtını kaşıttıracak samimiyette birileri yoksa çevrende, dahası sırtın kaşınmayı bile unuttuysa sen de özgür olmak için yalnızlığı seçenlerden, akşamsefasına benzeyenlerdensin, bence.”

Bileziği tamir için bıraktım. Çay için teşekkür edip izin istedim, Artin Usta’dan. Kapalı Çarşı her günkü kalabalığı ve keşmekeşi ile akıyordu. Yürüdükçe sırtım kaşınmaya başlamıştı ve sırtımın kaşındığını duyumsamak hiç bu denli mutluluk vermemişti.•

Çılgın Hoca Sınavda

Çilgin felsefe hocasi 100 puanlik tek soruyu yanindaki sandalyeyi
gostererek sorar:
"bana bu sandalyenin var olmadigini kanitlayin!"
100 puan alan tek kisinin cevabi ise sadece sudur:
"hangi sandalye "

Friday

Yüksek Sadakat Grubu Söylüyor

Bİr parça bu kadar mı güzel olur bu kadar mı güzel söylenir
Ben çok beğendim İlk radyoda dinlemiştim Trt fm di sadece sadakatini anlamıştım.. Nihayetinde gruba ve albümlerine ulaştım.
Albümde en beğendiğim parça bu Birde Aklımın iplerini saldım var

Belki Üstümden Bir Kuş Geçer

Gün renginde gün doğarken
Boğazdan gemiler usulca geçerken
Gel çıkalım bu şehirden
Ağaçlar gökyüzü ve toprak uyurken

Dolaşalım kumsallarda
Çılgın kalabalık uzaklarda
Yorulursan yaslan bana
Sarılıp uyuyalım gün batımında

Belki üstümüzden bir kuş geçer
Kanadından bir tüy düşer
İner döne döne gökyüzünden
Hiç bir yüz güzel değil senin yüzünden

Haydi kalk gidelim bu şehirden
Gün Doğarken yada güneş batarken
Belki kuşlar geçer üstümüzden
Kanatları senin ellerinden, ellerinden

Harika Bir Yazı Mutlaka Okuyun

Artık eskisi gibi her haftasonu birileri ile dışarı çıkmak istemiyorum. Beni yoran ilişkiler, yeni tanışmalar, yeni yüzler aramıyorum. Eski dostlukların da özetini çıkarmaya başladım. İlişkilerde tasarrufa gidiyorsun her şeyde olduğu gibi ve gereksiz insanları hayatından atmak istiyorsun.Yapmacık, inanmadan konuşmak istemiyorum artık. Beni anlamayanlarla konuşmak cümle kirliliği yaratıyor ve hak edenlere saklıyorum enerjimi. İstediğime istediğimi deme özgürlüğüne sahibim, eleştirme hakkını oluşturan yaşamışlık ve yeterli yaş faktörü artık bende de var.Ben demiştim sendromunda olanlarla arkadaşlıkları bir kez daha sorguluyorsun. İlişkilerini sadeleştirmeye başlayınca sıra iyi ve kötü gün dostlarını ayıklamaya geliyor. Kötü gün dostlarını belirliyor ve onlara daha çok önem veriyorsun. İyi gün dostu bulmak ne kadar kolaysa kötü gün dostu bulmak bir o kadar zor, biliyorum. Dostlar ihtiyaç olduğunda göçmen kuşlar gibi sıcağa uçuyor ve sadece seninle birlikte sürüden ayrı düşenler kalıyor .Zamanın ne kadar kıymetli olduğunu öğreniyorsun buralara kadar gelirken. Uzun düz otobanlardan olduğu gibi, kestirme bozuk yollardan da ulaşabilirsin hedeflerine. Kestirmeleri de öğrendim gide gele. Boş geçen her saniye değerli artık. Daha yapılacak çok şey var ama çokta yorulmaktan kendimi çokta hırpalamaktan yana değilim. Gerektiğinde hayır demeyi öğrendim ve bu kelime başta karşındakine kırıcı gelse de senin için hayat kurtarıcı olabiliyor.Sevgiye önem vermek gerektiğini, zamanı geldiğinde elinde sadece sevginin kalacağını biliyorum. Sevgi paylaşıldıkça oluşuyor, olgunlaşıyor. Aileme, eşime ve seçtiğim tüm dostlarıma daha önce göstermediğim sevgi ve ilgiyi gösteriyorum. Biliyorsun ki gidenlerin ardında sadece iyilikler kalıyor, ne kadar sevgi dolu olduğu hatırlanıp anılıyor.Bana çok genç olduklarını hatırlatırcasına nedense tecrübelerimi, fikirlerimi sormaya başladılar. Vereceğim cevaplar belki çok anlamsız geliyor ama yine de dinliyorlar ama ben biliyorum ki yaşamadan hiçbir şey öğrenilmiyor. Yaşamışlığın oluşturduğu bir alçakgönüllülükle gülüyorum içimden sadece.Artık daha şık giyiniyorum, senelerle birikmiş dolaplar dolusu kıyafet var ve bunları kendimle paylaşmalıyım. Önce kendine güzel görünmelisin, kokoz da deseler kendi zevkime göre giyinmek istiyorum, böyle hissediyorum. Modaya uymak adına popomun sığmadığı düşük bel pantolonlara sığmıyorum diye kendimi üzme tercihini de kullanabilirim. Ayıp, günah ya da ne derler korkuları çoktan geride kaldı .Dostlarıma, kendimize yemek yapmak hoşuma gidiyor. Mutfak eskiden bir zulüm iken şimdi zevk aldığım mekanlar arasına giriyor. Farklı lezzetler denemek güzel ve kendi lezzetimi kendimde yaratabileceğim belli bir damak zevkim ve mutfak kültürüm oluştu.Sonra Sezen’in şarkısındaki gibi anneni daha sık düşünüyorsun ve hatta anlıyorsun.İşte bu yeni alışmaya başlanan ve giderek hoşa giden yeni duruma olgunluk deniyor. Yaşamışlığın, görmüşlüğün, geride kalmış üflenmiş doğum günü mumlarının bir sonucu kendiliğinden ortaya çıkıyor hayatın bir dönemecinde bu olgunluk. Ne zaman dersen herkese göre, ne kadar dolu yaşadığına göre değişiyor bu olgunluk çağına ermek.İnanın bana hayattaki düşüşler, zor alınan virajlar bu zamanı hızlandırıyor. Kendi dünyanın küçüklüğünü keşfetmek ve buna rağmen kendinin kıymetini bilmek çok işe yarıyor. Bir gün hepinizin bu huzurlu olgunluğu bulmasını diliyorum.

Yazanın klavyesine yüreğine sağlık ..

Yorumsuz

Öğrenin Arkadaşlar

çorap giyerken nelere dikkat etmeliyiz ">Öğrenin arkadaşlar

Super Teori


Bir bufalo sürüsü en yavaş bufalonun hızında hareket eder. Sürü saldırıya ugradında ilk olarak en arkadaki zayıf ve yavaş olanlar öldürülür.Bu doğal seleksiyon sürünün tümü için yararlıdır, çünkü sürünün genel hızı ve sağlı bu zayıf üyelerin ölümü sayesinde korunur. Aynı şekilde insan beyni de en yavaş beyin hücrelerinin hızında çalır.Bugün bildiğimiz gibi alkolün aşırı tüketimi beyin hücrelerini öldürmektedir. Ancak doğal olarak, alkol en yavaş ve zayıf beyin hücrelerine saldırmaktadır. Bu yolla rakının ve/veya şarabın düzenli tüketimi zayıf beyin hücrelerini öldürerek beynin daha hızlı ve etkili bir makine olmasını sağlamaktadır.İşte bu nedenle bir kaç kadehten sonra her zaman kendinizi daha zekihissedersiniz.
İÇELİM AKILLANALIM ARKADAŞLAR.

Thursday

Güçlü Kadınlar

Biz birkaç "çalışan" ve "güçlü" kadınlardık..Güçlü olduğumuz için her işimizi kendimiz halletmeye alışmıştık. Ailelerimiz öyle yetiştirmişti bizi.
Sonra üniversite..
Hemen arkasından iş hayatı..
Evdeki ampul, kırık menteşe, gece yarısı tutan böbrek taşı ağrısı vız gelir tırıs giderdi bize.Bir erkeğe gereksinim duymadan hayatımızı pekala da sürdüren cinstendik hepimiz. Faturalarımızı kendimiz yatırıyor, döndürüyorduk işte bir şekilde çarkımızı. Ayrıca kendi ağırlığımız yetmezmiş gibi çevremizde kim varsa onları da sırtlanıyorduk.. "Özgür"dük. "Dimdik"tik. Asla boyun eğmiyorduk.."Güçlü"ydük. Aşık olduğumuzda hissederek yaşıyorduk...Öyle kurallar, büyük beklentiler filan yoktu. Kimseye problem çıkarmıyorduk. Bütün gün, eşşek gibi çalışıyor, sevgilimizin canı istedi diye de, işten çıktıktan sonra, gidip alelacele hazırlanıp, bizi evden almasına gerek bile bırakmadan, neredeyse ona gidiyorduk. Bir şey istemeyecek, sızlanmayacak, söylenmeyecek kadar"güçlü" olduğumuzdan sorunlarımızı kendimiz çözmeye alışıktık.. Onun yani sevgilimizin haberi bile olmuyordu çoğu zamansorunlarımızdan. Para var - yok, regl ağrısı, sistit ilacı, cüzdanım çalındı gibi geceleri bizi uykusuz bırakan kıvranmalarımızdan da.Birinin bize acıması en son istediğimiz "şey"di çünkü.. Sonra bir bakıyorduk ki, hakikaten kimse bize "hiiiiç!".acımıyordu. "Ağlamayan çocuk ve meme" hesabı. Zamanla bu durum görevimiz haline dönüşüyordu. Artık dayanamayıp da, içimizdekileri birazcık dile getirecek olsak, "aman_tanrım!":sorunlu, kaprisli, feminist, tahammül edilemez, bunalımlı filan oluyorduk.
Çaresiz sesimizi kesip yola devam ediyorduk, "bu nedenlerle" terkedildiğimizde.
Sonra bir duyuyorduk ki o, salağın salağını..bulmuş. Neyi var neyi yoksa sermiş yeni ve sorunsuz(!) sevgilisinin önüne. Bir de bizden farklı durumda olan kadınlar vardı. Hani şu "zayıf!" olan kadınlar. Erkeklere bağımlı olanlar. Bir erkek olmadan var olamayanlar. Çalışamayan. Faturalarla;"anlamadığı(!), "nereden yatırılırmış, bilmediği(!)"için kesinlikle uğraşmayan.Torba taşıyamayacak kadar nazenin olduğu için alışverişe bile yalnız gidemeyen.
Hep yorgun, başı ağrıyan. Kendini, altın tepsiler içinde sunan. Lütfeden ve lütfettiği için de kredi kartı limitini sonuna kadar dayayan.Ama hep huysuzluk eden. Hiçbir şeyi beğenmeyen.
Asla mutlu olmayan. Doymayan. Teşekkür etmeyen.. Minnet, vicdan azabı duymayan. kıskançlık krizleri geçirerek kocasının, sevgilisinin hayatını karartan.. Boşanırken adamın çoraplarına kadar soyup alan. Doğurduğu çocuğa bakmaktan aciz olduğundan, illa ki bakıcılar tutturan. Bütün gün o cafe sizin, bu butik bizim, kuaför'dü, kıldı,spor center'dı, gezip duran. Akşam da eve gelir gelmez "yemek yok canım, bu gece nereyeyemeğe gidiyoruz?" diye soran. Annesinin bir tanesi, pamuklar içinde yaşamaya devam eden. vs.vs Bu nedenle çökmeyen, buruşmayan,yıpranmayan.. İşin ilginci daha değerli olan.................

Saturday

Marka Olmak

Bir partide çok sahane bir kiz gördünüz diyelim.Hemen yanina gidip: "Harika sevisirim!" derseniz; Bu, Dogrudan Pazarlamadir (direct marketing)

Arkadas grubunuzla partide takilirken,arkadaslarinizdan biri kiza gidip sizi gösterip: "Su çocuk var ya, harika sevisir." derse;Bu Reklamdir

Partide sahane bir kiz gördünüz. Yanina gidip telefon numarasini aldiniz.Ertesi gün kizi arayip dediniz ki:"Merhaba, harika sevisirim." ;BuTelemarketing'dir.

Partide sahane bir kiz gördünüz. Hemen kravatinizi düzeltip ona bir içki koyarsiniz, ona kapiyi açarsiniz, çantasi düserse hemen davranip yakalar,kendisine verirsiniz. Dolasmayi teklif edersiniz ve dersiniz ki:"Ha bu arada, harika sevisirim.";Bu Halkla Ilişkilerdir.

Partide sahane bir kiz gördünüz. Kiz yaniniza geldi ve dedi ki: "Duydum ki harika sevisiyormussun." Bu artik MARKA OLMAKTIR.....

Friday

Dali'den

Sevdiğim Fıkralar

Nezaket dersi
Nezaket dersi veren ogretmen "cok luks bir restoranda mukemmel birkiz arkadasla yemekteyken, çisinizin gelmesidurumunda ne dersiniz" diye erkek ogrencilere sormaya baslar, erkekogrencilerde sirayla cevap verirler. Ilk ogrenci direk durust bir sekilde"cisim geldi, bi tuvalete gidiyorum"der.Ögretmen sasirir, "cok ayip" der ve ikinci ogrenciye yonelir.
Ikinci ogrenci bakar ne desem diye, sonra derki"benim bi tuvalete gitmem lazim".Ogretmen daha memnun olur ama yeterli gelmemistir.Sira ucuncu ogrenciye geldiginde ogrenci sirasindan kalkar, gozlerinikisar, karizmatik bakislarla
"bebegim, benim eski bi arkadasimla tokalasmam gerekiyor,
hemen donerim, hem yemekten sonra seni de tanistiracagim"......:)))


Polis Kopegi :))

Adam kirmizi isikta dururken karsida kucaginda kopek olan bir cocugunbir trafik polisinin pacasindan cekistirdigini gormus ve olayi izlemeye koyulmus.Cocuk cekistirdikce polis sinirlenip "git buradan" der gibi bir seyleryapiyormus. Cocuk birazdan tekrar gelip adamin pacasindan cekistiripkopegi isaret ediyormus ve bu olay bir kac dakika devam ettikten sonrapolis bir ara iyice kizmis ve cocugu oradan kovmus. Olayi izleyen adamoraya dogru gidip polise cikismis: "Ayip ayip! Kucucuk cocuga nasil davraniyorsunuz?" Polis adama donerek: "Kardesim sen cocugun ne dedigini biliyor musun?" "Yahu kucucuk cocuk ne diyecek?? Herhalde karsiya gecmek isteyecekti?""Yok yaaa? O cocuk kucagindaki kopegi becermemi istiyor!! Yavrularinin Polis Kopegi olmasini istiyormus!!!"



Yetenek :)pe

İlkokul 5. sinifta resim dersinde
ögretmen "çocuklar konu serbest,hayvan resimleri çizin bakayim" dedi.

10 dakika sonra küçük Ahmet el kaldirdi.Ögretmen
yanina geldi.Resim kagidinin üzerinde bir sinek duruyordu.
Çocugun bu sinekten sikayetçi oldugunu zanneden Ögretmen eliyle
sinegi kovaladi ama hayvan hiç hareket etmedi.
Biraz daha dikkatli bakinca da sinegin gerçek olmadigini farketti.
bu bir sinek resmiydi.
ögretmen saskinlikla sordu:

-Sen mi yaptin oglum bu resmi?
-Evet ögretmenim.
-Peki bir de at resmi yap bakayim.

Küçük Ahmet öyle bir at resmi çizdi ki. At, sanki kagittan firlayip
çikacak. O kadar canli....

Sasiran ögretmen:
-Yavrum beni hemen babana götür. Sen müthis bir yeteneksin. Burada
harcanmaman gerekir.Derhal güzel sanatlara transfer olman lazim.
Babanla konusmaliyim, dedi.

Son dersten sonra Ahmetle beraber yola koyuldular.Dar bir
patikadan bir gecekonduya geldiler.Içerde, yatakta, dizlerini karnina
çekmis, üzerinde yorgani bir adam yatiyordu. ögretmen konusmaya
basladi:

-Geçmis olsun efendim.
-Tesekkürler.
-Ben oglunuzun...
-Allah kahretsin oglumu.
-Aman böyle söylemeyin,yaptigi resimler...
-Onun yaptigi resimler yerin dibine batsin.
-Ama beyefendi böyle yetenekli bir çocugun...
-Yetenegine baslatmayin simdi.

-Peki ne oldu,niçin böyle kizginsiniz oglunuza?
-Neden olacak, dün gece eve biraz çakirkeyif geldim. Bu essoglusu
sobanin üzerine çiplak
kadin resmi çizmis... :))

Çitileyiver

10 yıllık evli çiftin karısı çamaşır yıkarken, kocası yanına gelip -Hanım senin kalçalarda iyice büyüdü :-))) çamaşır makinası gibi oldun demiş. > Kadin biraz bozulmuş tabi ama yinede hiç istifini bozmamış. Adam yine karısı yemek yaparken yanına gelmiş ve yine: -Hanım ya senin popo amma da büyüdü, kocaman olmuş,:-)) çamaşır makinasi gibi oldun demiş. Kadın yine sinirlenmiş ve sesini çıkarmamış. Gece olunca yatmışlar, adamın canı karısını çekmiş ve : - Hanım dönsene bana dogru canım seni istiyor demiş. Kadın dönmüş arkasını ve kocasına : -Aman bey boşver şimdi, bi kırışık buruşuk çorap için koskoca çamaşır makinasını açtırma bana, elinde çitiliyiver gitsin demiş. :-))

Aşk Nedir?

AŞK NEDİR?
Sesini duyduğunuz anda avuçlarınızterlemeye kalbiniz deli

gibi çarpmayabaşlıyorsa...


Bu aşkdeğil HOŞLANMAKTIR.....................

Ellerinizi ondançekemiyor sürekli dokunmak sarılmakistiyorsanız ...


Bu aşkdeğil ARZULAMAKTIR......................

Yanınızda bir tek o olduğu için onuistiyorsanız....


Bu aşkdeğil YALNIZLIKTIR.........................

Herkes onunla olmanızı beklediği içinonunlaysanız...


Bu aşkdeğil SADAKATTİR..........................

Sizesıcak , yakın davrandığı içinonunlaysanız.


Bu aşkdeğil KENDİNE GÜVENSİZLİKTİR........

Üzülmesini istemediğiniz için onunlaysanız...


Bu aşkdeğil ACIMAKTIR..............................

Ona değerverdiğiniz içinhatalarını hoş görüyorsanız..


Bu aşkdeğil ARKADAŞLIKTIR.......................

Bütüngün ondan başka hiçbir şeydüşünmediğinizi söylüyorsanız..


Bu aşkdeğil KOCA BİR YALANDIR.................

Onun iyiliği için kendinizden çok şey feda edebiliyorsanız...


Bu aşkdeğil YARDIMSEVERLİKTİR.................



O üzgünken sizin de kalbiniz acıyorsa


İşte bu AŞKTIR.................................................


Tarifedemediğinizbir çekim yüzünden ondan bir türlü kopamadığınızı

düşünüyorsanız.

İşte buAŞKTIR......................................................

O herkesegüçlü görünmesine rağmeniçindeki zayıflığı hissedebiliyorsanız.

İşte buAŞKTIR.......................................................

Başkalarını da çekici bulmanıza rağmenhiç pişmanlık duymadan onunla

kalmaya devam edebiliyorsanız.İşte bu


AŞKTIR.................................................................

Sevgili Dediğin Böyle Olucak


Hakiki Bir Dostun Portresi


Bir Dost
Saate bakmaksızın kapısını çalabileceği bir dostu olmalı insanın… 'Nereden çıktın bu vakitte' dememeli, bir gece yarısı telaşla yataktan fırladığında; 'Gözünün dilini' bilmeli; dinlemeli sormadan, söylemeden anlamalı… Arka bahçede varlığını sezdirmeden, mütemadiyen dikilen vefalı bir ağaç gibi köklenmeli hayatında; sen, her daim onun orada olduğunu hissetmelisin. İhtiyaç duyulduğunda gidip müşfik gövdesine yaslanabilmeli, kovuklarına saklanabilmelisin. Kucaklamalı seni güvenli kolları, …dalları bitkin başına omuz, yaprakları kanayan ruhuna merhem olmalı… En mahrem sırlarını verebilmeli, en derin yaralarını açıp gösterebilmelisin sorgusuz sualsiz… Onca dalkavuk arasında bir tek o, sözünü eğip bükmeden söylemeli, yanlış anlaşılmayacağını bilmeli. Alkışlandığında değil sadece, asıl yuhalandığında yanında durup koluna girebilmeli. Övmeli alem içinde, baş başayken sövmeli ve sen öyle güvenmelisin ki ona, övdüğünde de sövdüğünde de bunun iyilikten olduğunu bilmelisin, 'hak ettim' diyebilmelisin. Teklifsiz kefili olmalı hatalarının; günahlarının yegane şahidi… Seni senden iyi bilen, sana senden çok güvenen bir sırdaş… Gözbebekleri bulutlandığında yaklaşan fırtınayı sezebilmelisin. Ve sen ağladığında, onun gözünden gelmeli yaş…

Şiir Sepetim

SARI LİRA GİBİ ÖMRÜMÜZ

Yaşamak değil bizi bu telaş öldürecek,
Bırakın Paris'te ılık rüzgarlarlaTaratmayı saçlarımızı,
Sevgilimizle doyasıya sohbet bile edemedik biz,
Gözümüz saatte söyleştik hep,
Koşuşur gibi seviştik, yarışır gibi çalıştık.
Hep yetişilecek bir yerler vardı,
Aranacak adamlar, yapılacak işler,
Bir sonraki günün telaşı,
Bir öncekinin terine bulaştı,
Başkalarının hayatı bizimkini aştı,
Kör karanlıkta çalar saat sesi,
Kuşluk vakti kızarmış ekmek kokusu,
Veya yavuklu öpücüğü ile uyanma düşlerini,
Hababam erteledik,
20 li yaşlardan 30 lara kurduk saatin alarmını.
30 lardan 40 lara, sonra 50 lere
Öyle yanlış kurgulanmış ki hayat,
Kuşlukta uyuma imkanı sunduğunda size,
Artık uyku girmez oluyor gözlerinize,
Doyasıya söyleşmek, telaşsız sevişmek
İmkanına kavuştuğunuzda,
Söyleşecek sevişecek kimse kalmıyor yanınızda
Özenle yarına sakladığınız
Bir sarı lira gibi ömrünüz,
Vakti gelip te sandıktan çıkarttığınızda,
Birde bakıyorsunuz kiTedavülden kalkmış, , , ,

Erel BLEDA

Gel desem, bu aksam
Bir kahve ismarlayayim sana
Bir fincan kahve: Cezvesinde kaynamis hatiralar,
Köpüklerinde sevgi parlayan,
Fincaninda dostluk ile telve
Bir yorgunluk kahvesi.
En iyisi ben sana Bir siir ismarlayayim
Yaninda da Bir fincan aci kahve...

Acılar Denizi

Ben acılar denizinde boğulmuşum
işitmem vapur düdüklerini , martı çığlıklarını
Dalgalar her gün bir başka kıyıya atar beni
Duyarım yosunların benim için ağladıklarını
Ölüyüm çoktan, bir baksana gözlerime
Gör, içindeki o kanlı cam kırıklarını
Bu ne karanlık , bu ne zindan gece böyle
Bütün gemiler söndürmüş ışıklarını
Ben acılar denizi olmuşum, yaklaşma
Sularım tuzlu, sularım zehir zemberek
Baksana; herkes içime dökmüş artıklarını
Bu karanlık bitse artık, bir ay doğsa
Bir deli rüzgar çıksa; alıp götürse
Yılların içimde bıraktıklarını...

Ümit Yaşar Oğuzcan

Adak

Sana şiirler okuyacağım, gitme
Güneşler doğacak yalnızlığımdan
Sana bir ışık getireceğim
Büyük aydınlığımdan
Sana bir dolu umut getireceğim
Küçük ellerine sığmayacak
Sana Afrika gecelerini getireceğim
Sımsıcak Sana çiçekler getireceğim
Bozulmuş güz bahçelerinden
Sana bir serinlik getireceğim
Yağmur tanelerinden
Sana avuç avuç yıldız getireceğim
Güneşimden başka
Sana engin denizlerin maviliğini getireceğim
Köpük köpük dalga dalga
Sana bir rüzgar getireceğim
Dağlardan, tepelerden
Gitme, sana zamanı getireceğim
Zamanın bittiği yerden

Ümit Yaşar Oğuzcan




Dali Terapi'de

Net Böcükleri Bu Size Müşfik Kenter'den

Hep bir yerlere, bir şeylere yetişme telaşındasınız değil mi?
Hiç vaktiniz yok, "Fast live", "Fast food", "Fast music", "Fast love"... Dikte ettirilen "yükselen değerler", "in" ler, "out" lar... Buna benzer bir odada, şanslıysanız gökyüzünü görebilen birpencere ardında bitecek hepsi ..
Dostluğu klavyelerinde, yaşamı monitörlerinde arayanlar,
Size sesleniyorum! Hangi tuş daha etkilidir ki sıcacık bir gülüşten ya da hangi program verebilir bir ağaç gölgesinde uyumanın keyfini?
Copy-paste yapabilir misiniz dalgaların sahille buluşmasını?...
İçinizi ısıtan gün ışığını gönderebilir misiniz maille arkadaşlarınıza?
Sevgiyi tuşlarla mı yazarsınız?
Öpüşmek için hangi tuşlara basmak gerekir?...
Ya da Geri dönüm kutusunda saklanabilir mi kaybolan zaman?
Doğayı bilgisayarlarına döşeyenler, neden görmezsiniz bahçedeki akasyanın tomurcuklandığını.
Ve ıslak toprak kokusu var mıdır dosyalarınız arasında ?...
Koklamak, duymak, dokunmak, yok mu yaşam skalanızda?..
Bilgi toplumu oldunuz da, duygu toplumu olmanıza megabaytlarınız mı yetmiyor?

Ben Ağustos Böcüü Olcam

Bir Kadın Ne İster?

Kadınları anlamak gerçekten zor. Hayatınızda her şeye çare bulabiliyorsunuz da, bir tek kadına çare bulamıyorsunuz. Gerçi bir kadına sorsanız “neden anlaşılmanız zor?” diye, ya doğuştan diyecektir, ya da anlaşılmaz olanın aslında erkek olduğunu söyleyip çekilecektir bir kenara.Kadını anlamak için, öyle diğer konularda olduğu gibi, kendinizi onun yerine koymanız gerekmez. Bir satış temsilcisi, müşterinin ne istediğini düşünüp ona göre kendini hazırlar, karşısındakine empati ile yaklaşarak sorunlara yardımcı olmaya çalışır ve ihtiyaçlara göre elindekileri şekillendirir. Kadın öyle midir? Kadın, gücü sever. Ama bu güç, kasların gelişmesiyle ilgili bir güç değildir. Mesela bir iş girişiminde, her türlü hazırlık için cesaretlendirilmek ister. Hazırladığı yemeğin iyi olduğunun bilinmesini ve yaptığı güzellikler karşısında saygı görmesini, bu olmasa bile en azından bir teşekkürü hakkettiğini duymak ister. Kadın, değişiklikleri sever. Evindeki şeklin her zaman aynı olması, kadın için huzursuzluk demektir. Kimi zaman değişiklik yapılmasını bekler ki, bu yalnız evi için değil, yaşamında kullandığı malzemeler için de geçerlidir. Kadın, güzel olmak ister. Erkeğinin ona bakışı önemlidir. O yüzden çoğu zaman güzel görünmek ya da farklı görünmek için sürekli hazırlık içindedir. Saçındaki ya da makyajındaki değişiklik, onun için önemlidir. En önemlisi de, bunun beraber olduğu erkek tarafından görülmesidir. Kadın, sürprizlere her zaman açıktır. Beklemediği zamanlarda gelen ani sürprizler, gizli gülümsemesinin ruh yapısına yansıması demektir. Bir kadını ruhen güldürebiliyorsanız ne mutlu size, çünkü onu gerçekten kazandınız demektir. Kadın, bir erkeğe göre çok fazla daha bağışlayıcıdır. Yapılan hatanın telafi edilmesi durumunda, unutmasını bilir. Tabi bunun tekrar edilmesi durumunda, en vahşi şekliyle çıkar karşınıza. Kadın, kimi zaman yalnız bırakılmak ister. Düşünmesi için çok önemlidir yalnızlık. Böyle durumlarda, kendini analiz eder. Fakat ilişkileri konusunda süre bekliyorlarsa, yalnız kalmak ve düşünmek istiyorlarsa, bu bir tehlike demektir. Çoğu zaman ilişkisinde süre isteyen kadın, geri dönmeyecektir. Çünkü beklenen süre, aslında ayrılık safhası için gereken süredir. Bir erkeğin, bu süre sonunda, kadını kaybetme telaşıyla ortaya çıkan hırsı, yansıtacağı şiddeti ya da sert çıkışları, bir kadının bundan sonraki yaşamında, birlikte iken yaşadığı güzellikleri değil, tüm çirkinlikleri aklında sergilemesine ve ayrılık kararından dolayı ne kadar doğru bir iş yaptığına onu ikna edecektir. Kadının doğasında, biriyle beraberken bir başkasıyla olma düşüncesi pek yoktur. Varsa bile bu kişilerin sayısı oldukça azdır. Genelde birliktelik sürecinde sadıktırlar. Kendileri için duyulan endişe, kıskançlık ve tutsaklık, kadını olumsuz etkiler. Bunun aksine kadına duyulan güven, huzura giden yol demektir. Sabit fikirli bir kadını ikna etmek zordur. Böyle durumlarda sakin olmak, fikirleri paylaşmak, hataları konuşmak, yine olmuyorsa en mantıklısı susmak gerekir. Bazen susmak, en etkili çözüm olabilmektedir. Aslında kadını anlamaya çalışmanın bir faydası yok. Kadın nasıl sevmek isterse, öyle sever. Bir erkeğin hayata bakış açısı, mizah yeteneği, hırsı, düşünceleri ya da arzuları bir şekilde çekebilir kadını. Ama en önemlisi, onun ne istediğini değil, onun neler beklediğini bulmaktır. Kadın, bir erkeğin kendisi için en iyisi olduğunu bilmek ister. Her istediğinin yapılması veya ona verilmesi değil, genel olarak düşüncelerinin kendisiyle aynı oranda karşısındakinden saygı görmesi önemlidir. Tüm bunlar yapıldı, fakat kadın gitmek istiyorsa, hayatınıza geri dönün. Bazen gitmek, onu geri kazanmak olabilir. Tabi bunu beklememek gerekir. Hatıralarla vakit kaybetmek çare değildir. Kadının beklediği kişi siz değilseniz, hiçbir şey fayda etmez. Kitaplarınıza, dostlarınıza, düşüncelerinize dönün. Yeni açılan sayfaları, olabilecek en güzel haliyle yeniden doldurmaya başlayın. Yaşam, beklediğiniz kadar uzun olmayabilir. Kaybedilenler, hatıralar içinde harcanan zamanla geri gelmeyecektir.

Kadın ve Erkeğin Kalbi

Kardeşe Bak

Dali İkizler Burcu

Olumlu Özellikleri: Uyumlu, entelektüel, çabuk kavrayan, mantikli, konuskan, canli, sempatik, yeniliklere açik. Ayni anda bir kaç isi birden yapabilen. Olumsuz Özellikleri: Degisken, güvenilmez, iki yüzlü, kararsiz, yüzeysel, dedikoducu, huzursuz, havai.Ikizler'de hava elementi ile değişken nitelik bir araya gelerek konuskan, bilgili ve uyumlu özellikler ortaya çikiyor. Ikizler'i haberlesme ve akli temsil eden Merkür yönetir. Ikizler çabuk düsünür ve çabuk hareket eder. Çift karakterli Ikizler bir gün keskin zekali, sakacidir ve sevimlidir. Ertesi gün ise hirçin, huysuz ve tahammülsüz olabilir. Bugün buradadir ama yarin gitmis olabilir, üstelik arkasinda hiç bir açiklama birakmamistir. Bu burcun insaninin ani anina uymaz. Degisiklikten büyük zevk alir ama bu yüzden de huzursuzdur. Gerginliginden zihinsel ve bedensel rahata kavusamaz.Ikizler'in ikili karakteri pek çok alanda kendini gösterir. Ikizler'in iki veya daha fazla plani, iki ask macerasini hatta iki meslegi ayni anda yürütebilir. Ayni anda bir kaç isi birden yapabilen Ikizler için düsünceler ve sözler önemlidir. Tartismalarda zekasini ve yetenegini gösterir ama sik sik fikir degistirdigi için bazen olmayacak seyleri savunur. Müthis bir konusma yetenegine sahiptir ve çok hazircevaptir. Sözleriyle sizi serseme çevirebilir. Çabuk heyecanlanan, hareketli bir zihne sahip, yenmesi zor bir tiptir.Pek çok konuya ilgi duyan Ikizler, nerede ise herseyle ilgilenir: Edebiyat, sinema, tiyatro, müzik. Bütün bunlar hakkinda size bir çok sey anlatabilir. Aslinda ögrendikleri yüzeyde kalmaktadir, hiç bir konunun derinine inmez. Ne ögrenirse onu hemen baskalarina aktarir, sir tutamaz ve dedikoduyu sever. Biraz maymun istahli ve meraklidir.Yönetici gezegeni Merkür haberlesmeyi yönettiginden konusma, yazi yazma, fikir alisverisinin önemli oldugu alanlarda basarilidir. Gazete, radyo ve televizyonda en sevilen konusmacilar Ikizler burcudur. Yazarlik, editörlük, halkla iliskiler, reklamcilik, gazetecilik veya pazarlamacilik tam ona göredir. Her seyi çok çabuk kavrar ve ögrendiklerini hemen uygulamaya baslar. Bukalemun gibi girdigi ortama uyum saglar. Bu uyarlanma yetenegi onun en büyük savunma mekanizmalarindan biridir. Ikizler eglenceli ve samimi davranislari ile kendilerini hemen sevdirirler ama bir yere ya da bir kisiye bagli olmayi sevmezler. Baskalari ile anlasmaya ihtiyaç duydugundan kolayca iliskiler kurar. Erkek Ikizler kadinlara kur yapmaktan, kadin Ikizler ise flört etmekten hoslanirlar. Ciddiye alsalar da almasalar da bütün iliskileri böyledir. Onunla birlikte iseniz bu durumu kabullenmeniz gerekir. Karsisindaki ile konusmaktan zevk aliyordur, o kadar. Ikizler insani bagimsizligina düskündür ama yine de ailesini sever. Özellikle kardeslerinden ömür boyu ayrilmak istemez. Bir Ikizlerin kalbine giden yol zekasindan geçer. Aranizda ki çekim önemli olsa da, onun aklina hitap etmeyi bilmelisiniz. Entelektüel ilgilerine karsi onun gösterdigi meraki gösterirseniz, yasaminin sonuna kadar sizinle birlikte olacaktir.

Reklam Budur

Olmalı Ya

Al Capone

Tersten Yaşamak

TERSTEN YASAMAK
Yasamin en tatsiz tarafi sona eris seklidir. Süphesiz ki yasami
tersten uyaniyorsunuz. Bir tahta sandik içersinde, herkes karsinizda saf
tutmus, iyiliginize dua ediyor ve tüm haklar helal edilmis vaziyette.
Tabuttan dogruluyorsunuz, yasli, olgun ve agirbasli olarak. Herkes
etrafinizda, büyük bir itibar, iltifatlar, çocuklar torunlar hepsi hazir.
babaniza kurulup evinize gidiyorsunuz. Dogar dogmaz devlet size maas
bagliyor, aylik veya üç ayda bir Maasinizi aliyorsunuz. Ne güzel ! hazir
maas, hazir ev... Altmisli yaslara kadar hersey garanti,huzur içinde
yasiyorsunuz. Sagliginiz gittikçe düzeliyor, Kaslar güçleniyor,
kuvvetleniyorsunuz. Bir gün çalismak istiyorsunuz ve ise ilk
basladiginiz gün size hosgeldin hediyesi olarak bir plaket ve altin kol saati veriyor patronunuz.. Ve Genel Müdürlük veya bunun gibi yüksek bir makamdan tecrübeli bir insan olarak ise basliyorsunuz. Herkes karsinizda
elpençe divan... Vücudunuzda da bazi hosa giden hareketler de basliyor !
Gittikçe zayifliyor forma giriyorsunuz diger hormonal Aktiviteler artiyor,
fevkalade..... Aman ne güzel günler basliyor... Derken birgün
patron size artik Üniversiteye gitsen daha iyi olur diyor. Bu arada
Babaniz ortaya çikmis, "fazla çalistin" diyor "artik eve dön, isi birak,
okumaya basla, harçiligin benden olsun..." Keyfe bakar misiniz ? Okudugunuz
dersler gittikçe kolaylasiyor, Ekmek elden su gölden bir Dönem
basliyor. Partiler, Diskotekler, Kizlarin sayisi artiyor. Derken Anne ve
Babaniz sizi götürüp getirmeye basliyor, araba kullanma derdi de yok
artik... Günün birinde sizi okuldan da aliyorlar, "evde otur, keyfine bak,
oyuncalaklarinla oyna" diyorlar... Mamaniz agziniza veriliyor,
zaman zaman altinizi bile temizliyorlar, hatta bu durum aliskanlik
yaratiyor ve hiç tuvalet kullanmamaya basliyorsunuz. Derken Anneniz bir gün size süt verme kararini aliyor ve baska bir Keyifli dönem basliyor. Mama
artik her yerde, her an ve en taze seklinde hazir. Bir gün karanlik ilik ve
sicak bir ortama giriyorsunuz. Beslenmek için agzinizi açmaya dahi gerek
ok, bir kordondan Besleniyor sicacik, yumusacik , gürültü ve patirsiz
bir ortamda yasiyorsunuz. Küçülüyor, küçülüyor, ufacik bir hücre halini
aliyorsunuz. Ve günün birinde müthis keyifli bir orgazm ile
hayatiniz bitiyor.... Nasil ?.